Tag Archives: seyahat

Kenardan Ağrı Güneye Doğru

d8e_8007-9
Hayatımda ilk defa bir haritanın içinde kendimi bu kadar canlı hissediyorum. Ve ilk kez bir coğrafyanın haritasını bu kadar yakından tanımanın mutluluğunu yaşıyorum. Soran olursa da sık sık dile getiriyorum.

Daha bu ülkeye geldiğim yılın sonunda bulunduğum haritasını, kıvrımlarını, yollarını, kasabalarını doğup büyüdüğüm yerlerden daha iyi bildiğimi ve yaşadığımı hissetmeye başlamıştım. Epey tuhaf bir duygu.

d8e_8026-13
Kişisel olarak baktığımda gece yatarken bilincimin son zerreleriyle sabah kalkarken de gözümü açıp bilincime kavuştuğumda konumumu bilmek gibi bir endişe dolanır içimde. Sağımı solumu, kuzeyimi güneyimi bilmek isterim.

Sosyal olarak bakacak olursak da bir yanıyla elbette ki normal; gezmeyi, keşfetmeyi sevmek, bir toprakta yeni olmak yer yer yerlisinden daha çok kazmak, deşmek demek olabiliyor, onlarca yılını geçirdiğin topraklardan daha iyi bilebiliyorsun artık yeni toprakları. Bir diğer yanıyla da her ne kadar ömrünü geçirsen de bazen olduğun yer sana yeterli imkân ve zamanı tanımıyor -ya da sen o zamanı ve imkânın tanınmasını sağlayacak noktada olmuyorsun- o sebeple tebdil-i mekânın nimetlerini kullanıyorsun. İşte biz de bulunduğumuz mekânda ve zamanda bu nimetleri olabildiğince kullanmaya çalışıyoruz ve bundan büyük bir zevk alıyoruz.

Çünkü ne zaman yollara koyulsak girmediğimiz yan sokak, çıkmadığımız tepe, inmediğimiz düzlük, geçmediğimiz yol bizi arkamızdan arkamızdan dürtüyor. O yüzden Ege’nin kıvrımlı kıyılarına benzeyen İrlanda’nın batı bölgelerinin her türlü girintisine çıkıntısına girerek, adalarına çıkarak,  ırmağından atlayarak, çayırlarında geceleyerek gezmeye çalışıyoruz. Dev bir coğrafya değil burası, kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına dağlar kadar farklılıklar da yok. Ama aynı incelikte kumuna ayak bassam da o ayak bastığım yer daha önce bulunmadığım bir yerse benim için yeni ve heyecan verici oluyor.

dsc_2848-3

İşte bulutlar aralanıp da güneş göründüğünde İrlanda’nın gezegenle olan bağına şahitlik ederken bulutlar geri gelip de alçaldığında adada biz bize samimi bir ortamın oluştuğu günlerin birinde beklenmedik şekilde birkaç günlük bir boşluk elde edip biraz da adanın güneyiyle sosyalleşmek istedik. Ve Kerry’ye doğru sürdük atımızı.

In the merry month of August, From our home we started*

türküsünü tutturarak çıktık yola.

Yola çıkmadan çok az önce kabataslak bir plan yapmış olsak da ertesi gün nerede nasıl kalacağımıza nereye gideceğimize karar vermeden yollarda olduğumuz bir geziydi bu. Fırtına vardı hostele gidelim dedik, manzaramız hoşumuza gitti çadırımızı kurduk.

dsc_2887-3
From there I got away, Me spirits never failing
Landed on the quay just as the ship was sailing…

derken derken bir de baktık neredeyse Wild Atlantic Way’in sonunda, ülkenin en güneyindeyiz. Böylece ülkenin en kuzey noktası olan Malin Head’den en güney noktası olan Mizen Head’e kadar gitmiş olduk**.  Dingle’ın, Blasket Adaları’nın fokları, yunusları, balinalarıyla selamlaştık, Ring of Kerry’nin tüm güzel kasabalarından geçtik. Killarney National Park’ı içinde fink attık.

Ee güney nasıldı peki derseniz; daha turistikti diyebiliriz sanırım. Haliyle az daha canlı, biraz daha renkli, biraz daha pahalı. Yukarıda sokağa masa sandalye koyan kafeler neredeyse yokken aşağıda nüfus hafiften sokakları daha hareketli hâle getirmiş. Gerçi, ‘Sanki burası daha mı yağmursuz ne?’ diyecek kadar şanslı birkaç günde ağırlamıştı bizi.

dsc_2745-8

Donegal’den geldiğimizi söyleyince yerli olarak algılanıp yorgunluk verici tekrarlara gerek duymamanın ya da fazladan sohbetler, açıklamalar, yorumlar yapabilmenin mutluluğu hoş bir rahatlık verdi. Yeni yol tabelaları görmek, yeni isimler öğrenmek, başka aksanlar duymak, yeni yerel radyolar dinlemek güzeldi.

Yaz sonu civarı İrlanda’da seyahat ederken yolda Montbretia adı verilen harika turuncu çiçekler arasında ilerlersiniz. Sağlı sollu yol boyu uzanırlarken keyif almamak mümkün değil. Şöyle biraz da güneş ışığı geldiği anda ışıl ışıl bir manzara seyredersiniz. Öyle neredeymiş diye aranacağınız bir çiçek değil, gözden kaçırmazsınız ama Eylül ayı itibarıyla Temmuz’a kadar falan bir daha göremezsiniz. Ayrıca Ağustos sonu böğürtlenler fora olunca böğürtlen molaları olmadan o yolculuk yolculuk sayılmazdı elbette. Böğürtlen çalıları görünce mehteran misali ilerliyoruz.

dsc_2488-3

Sabahın köründe motor, insan sesleri ortama pek karışmadığı sıralarda beyaz popolarını sallayarak zıplaya zıplaya kaçan tavşanların arasında gitmek,  arabayı kenara çektiğinde yanındaki çite konan bir Robinle selamlaşmak, balinasından, yunusuna, fokuna, sabah uyandıran hoşsohbet kuşlarına kadar faunasıyla iç içe ilerlemek bizi eve dönmekten mütemadiyen alıkoysa da farklı köylerden kasabalardan geçip farklı yollara sapa sapa kuzeye döndük.

Wexford’a da gidip dönersek adayı güzelce düğümleyip paket yapmış olacağız. Gps hareketlerimiz bunu gösteriyor.

rainbow

*İlgili şarkı için bkz. Rocky Road to Dublin

** Coğrafi olarak Mizen Head İrlanda’nın en güney noktası değil, hemen yakınlarındaki Brow Head 9 metre ile Mizen’i geçiyor hatta ülke toprakları olarak değerlendirip de adanın adalarıyla beraber sayılınca işler değişiyor. Ama Malin-Mizen rotasında bisikletçiler ve yürüyüşçüler yardım etkinlikleri yapıyorlar ve gidilebilen yol, kuş uçuşu mesafe alınınca en kuzey ve en güney noktalar Malin ve Mizen olarak değerlendirilmiş. Bu şekilde bir gelenek olarak da devam ediyor.
Ayrıca ülkenin ve tüm adanın 1041 metre ile en yüksek noktası olan Carrauntoohil de County Kerry’de bulunuyor.

Fotogünlük #51 – Seyahatnâme

Posted on

Seyahatnâme

 Asena karşılaştığı manzaraların güzelliğini henüz taptazeyken Seyahatnâme’sine aktarmakla meşgul..

Marble Hill ve Manzaralı Kahve

   Maps of Ireland from 1849 Topographical Dictionary
Havanın nispeten sıcak olduğu bir İrlanda günü Marble Hill yoluna düştüm. Letterkenny-Dunfanaghy yolu bu bölgede en çok katettiğimiz yollardan biri. Bu bölgede yaşamayan biri için okurken öylesine birer yer adı olsalar da benim gözümde artık bir Balçova-Konak yolu kadar zihnimde yer etmiş, Donegal içlerine doğru dallanıp budaklanan keyifli bir güzergâh. Kafamıza estiğinde yollara düşüp o dallardan, budaklardan birine giriveririz.

Bu gezide de Google Maps’teki yollara koyduğumuz sarı çocuk gibi hissettim kendimi yine. Görüntüler, mütemadiyen geriye doğru kayarken zihnimin içindeki haritada an be an konumlanıyordu. Hastaneyi geçmiştik. Geçerken adını genelde içimden tekrar ettiğim Knocknamona Roundabout’a geldik. Tam gelmeden sola doğru Windy Hall ayrılıyor. Bisiklet sürmek ve yürüyüş için güzel bir ara yol. Mountain Top’u geçtikten sonrası daha da güzelleşiyor. Yolun sol tarafında Coolboy-An Cúl Buí adlı minik bir kasaba var. İsmi her defasında gülümsetir tabelayı görünce. Kilmacrennan’a vardığımda her geçtiğimde olduğu gibi yolun solunda kalan Lurgy River tabelasına gözüm çarptı. Biliyorum ki hemen sonrasında beyaz boyası, kırmızı kapı ve pencereleriyle Lurgyvale Thatched Cottage gelecek. 150 yıllık bir cottage. Bazen önündeki cepte patates, sebze, yumurta satan kamyonetler gelir durur. En son 30’lu çiftlik yumurtası 5 euro idi. Bazen de dondurmacı ya da patates kızartması vs. satanlar olur.

Lough Salt ve Lough Keel tabelaları gelecek birazdan. Yolun yine sola doğru devam eden kısmında Carraig an Dúin-Doon Rock geliyor. Outlander kitabı ve dizisinden sonra, -oradaki Craig na Dun her ne kadar İskoçya’da da olsa- bu isim daha da anlamlı geliyor artık. Oradaki kayalardan birine dokunup da 18. yüzyıl İrlanda’sına gidebilir miyiz acaba? Tam da klan şeflerinin göreve başlama törenlerinin yapıldığı yer. Dan diye bir törenin ortasına düşme ihtimalimiz ne olurdu? Sağ kalıp da deneyimlerimi yazıya aktarma şansım olduğunda, yazdıklarımı bir ulağa verip “An Post’un kurulmasını bekleyin ve bu yazdıklarımı 2015’e kadar muhafaza edin,” desem meselâ, Geleceğe Dönüş’te Western Union’un Marty’yi 1955’te tam olarak doktorun belirttiği koordinatta bulduğu gibi istediğim yere merap
edip iletirler miydi ki? İletirken de “Durum garip ama hava bugün çok güzel değil mi?” diye başlarlar mıydı acaba konuşmaya?

Neyse bulunduğum zamana dönüp haritada üzerinde sıçramaya devam edeyim ben. Creeslough’ya geliyoruz çünkü. Nedense burayı çok seviyorum. Hatta bir ara ‘acep burada mı otursak’ diye düşündük ama maalesef biraz romantik bir fikir olarak kaldı raflarda. Yine de oradan geçerken vakti zamanında bulduğumuz eve bakmadan edemiyorum. Creeslough’ya gelecek olursanız doğuya doğru inen yollardan ilerleyip Doe Castle’a gidersiniz. Ötesi mavi berisi yeşil sevimli bir kale. Peşinizden civardaki evlerin köpekleri koşturabilir ama ölmezsiniz sanırım. O civarda Wild Atlantic Camp adlı kamp alanı da bulunuyor. Ne bileyim karavanla, çadırla geleceğiniz tutar, orada konaklayabilirsiniz. Azıcık yürüyünce Duntally Wood’a da gidiyor. Şahsen böyle tesislerde kamp yapmayı tercih etmem ancak kısıtlı zamanda çadırımızı denemek için gelmiştik, çevreyi yürüyerek keşfetmek için de güzel bir fırsat olmuştu. Her neyse, önünden geçerken bu bilgilendirmeden ziyade kendi anılarım canlanmıştı zihnimde. Ards Friary ve Ards Forest Park var yolun sağında. Friary’nin arkasındaki ormanlık alan sonbaharda mantar peşinde koşmak için pek güzel oluyor, yeter ki patikadan ayrıl.

Köşedeki boyalı okula geldik, yolun dallarından birine girme zamanı: Marble Hill-Cnoc an Mharmair. Sheephaven Körfezi’nde bulunan mavi bayraklı kumsalı ile minik bir kasaba. Hava ılıktı ama bulutluydu, denize girmeyi planlamasam da gittiğimde denize giren insanlar görebileceğimi düşünüyordum sahilde. Nitekim kumsal yolunun kenarı normalden daha fazla arabaya park yeri olmuştu. Bu kumsal, civardaki diğer kumsallara göre daha az rüzgâr alıyordu ve denize girmek üzere aileler tarafından daha çok tercih ediliyordu. Yani normalden daha kalabalık, daha çok tercih ediliyor derken koca kumsaldaki toplam nüfus 20-30 arası idi. Akdeniz, Ege plajları gelmesin akıllara. Burada iğne atınca med cezirle birlikte okyanusa gidiyor. Suyun da ‘gel’ zamanıydı, ısınan kumun üzerine gelen deniz sığ kısımlarda yüzmek için görece elverişli oluyor. Zaten suyun derinleşmesi için epey açılmak gerekiyor ve elbette kesinlikle tavsiye edilmiyor. Evet ayağımı soktuğum su her ne kadar soğuk gelmese de denize girmeyecektim fakat kayalıkların üzerinde güneydoğu yönünde kalan Clonmass ve Gull adacıklarına bakarak keçilik yapmaktan da uzak durmazdım büyük ihtimalle.

shack 3

shack

Yolun sonundaki bu güzel sahilin kenarında minicik bir de kulübe-kafe var: The Shack. Rengârenk çiçeklerle dolu sevimli küçük bir bahçe içinde.. İrlanda’yı boydan boya geçip kuzeybatısına ulaşıyorsunuz. Sonra ara yollardan birine girip ucundan güzel bir kumsala çıkıyorsunuz. Ardından bu küçük kafeyi görüp lezzetli bir kahve içiyorsunuz. Hatta okyanusa nazır bir sandalyede affagato keyfi yapmak da mümkün. Bu, bir noktada değişik bir durum esasen. Çünkü buradaki plajlar ve plajların civarında çay bahçeleri, tesisler vb. olmuyor genellikle.
Duvardaki Yeni Zelanda kartpostallarını görünce sohbet etmekten alamadım kendimi. The Shack’ın işletmecesi Tom’un annesi Yeni Zelanda’lıymış. Kahve tutkusu da Yeni Zelanda’dan ve annesinden geliyormuş. Pek de güzel olmuş bence. Tom ve iş arkadaşı Mim’le biraz daha sohbet edip aynı harita üzerinde zıplaya zıplaya geri döndüm. 2015 yazında Marble Hill, Donegal’de son durum bu şekilde.

20150701_154834 IMG_20150701_154224 shack 2

 

İrlanda’da Kuzey Işıkları

İrlanda’ya geleceğimizin belli olduğu ilk anlarda aklıma gelen ilk düşüncelerden biri ‘Acaba kuzey ışıklarını görebilecek miyiz?’ idi. Yani malumunuz en kuzey noktası 55 derecede olan İrlanda bile kuzey ışıkları için güneyde kalıyor. Ama hani biz de neredeyse en kuzey noktasında oturuyoruz, şöyle falezlerden aşağı bacakları sallandırarak sonsuz gibi görünen kuzey ufkuna doğru baksak acaba görebilir miydik?

Şu gün itibarıyla üzerinden epey zaman geçti ama Saint Patrick Günü (17 Mart) için kuzey ışıklarıyla ilgili tüm siteler alarm hâlindeydi. (Ufak bir not önceki yıl Saint Patrick Günü’nde İrlanda’da kuzey ışıkları gözlenmişti.) Kuvvetli bir güneş fırtınası olmuştu ve tüm yıl neredeyse en fazla 5-5.5 Kp seviyesi 8-9-10 Kp olacak deniyordu. (KP ne demek peki?)
Ve çok şanslıyız ki o gün hem tatildi hem de ertesi günü Özgün işe nispeten geç gidecekti. Diğer bir şanslı olduğumuz konu ise hava nispeten az bulutluydu. Esasen bulutun az olması en büyük şans oluyor sanırım. Yağmur fırtına çıkmaması, gökyüzünün bulutlarla kaplanmaması için dua ediyorduk. Gün batarken pılımızı pırtımızı alıp en kalın kıyafetlerimizi kapıp çıktık yola. Horn Head‘e gittik. Önce Dunfanaghy’deki Killahoey plajına gittik ama sahilde görmek imkânsızdı zira çılgın bir pus/sis vardı. Bırak ufku 100 metre ötesi seçilemiyordu. Hevesim acı şekilde kursağımda kaldı. Daha yüksek bir noktaya çıkmalıydık. Yollar dar, ışıksız ve ıssız ama hevesimiz büyüktü. Çıktık tepeye. Yalnız olmadığımızı görmenin sevincini yaşadık o ân.

Herkes fotoğraf makineleriyle kurulmuştu tepeye. Başımı kuzeye çevirdim ama doğuda öyle yarım saat bir saatte gitmeyecek dev bir bulut kütlesi vardı ve ufuktan yaklaşık 45-50 dereceye dek uzanıyordu. 8-9 Kp demek sadece ufka doğru bakınca değil başımızın hemen üzerinde ışıkları görmek demekti ama bunlar teorideydi. Hangi saniye ne olacağı tam kestirilemeyen bir durumdu bu sonuçta.

aurora service

Yukarıda Aurora Service – Europe sayfasının örnek bir güncellemesini görebilirsiniz. 4 kp seviyesi için böyle bir harita veriyor. 8-9 kp dediklerinde Belçika’ya Hollanda’ya Fransa’ya kadar yemyeşil idi bu harita.

Şans etkenlerinden biri de ay olmamasıydı. Şehir ışığından uzaktık, ay ışığı yoktu, herhangi bir ışık kaynağı yoktu. Şahane! İşte bu şartlarda çıplak gözle kuzeye baktığımızda gördüğümüz tek ilginç şey o dev bulutun arkasında batıya doğru uzanan beyazımsı bir parlaklık. Bilmesen bulutun arkasında ay var dersin. Çıplak gözle renkli herhangi bir şey göremedik. Yıldızlar harika görünüyordu o ayrı. Tamam heyecanla bakıyoruz, teoride neyle karşılaşacağımızı biliyoruz ama o güne dek gördüğümüz fotoğraflardan bildiğimiz durum ise, bu kuzey ışıklarının fotoğraflarının genellikle uzun poz süreli çekildiği idi.

O sırada üçayağı kurduk makineleri ayarladık ve 10 sn poz süreli ilk denemeyi yapınca bulutun arkasında gördüğümüz o ışıltının fotoğrafa yeşil olarak yansıdığını gördük. Hmmm! Öğreniyoruz… Tarayalım bakalım gökyüzünü… Yeşilin hemen üstü biraz daha uzun bir poz süresiyle bir bakıyoruz pembe-kırmızı çıkıyor. Gözümüzün bunları seçememesi ne acı! Işıklar tepemizde dans ediyor, biz sadece fotoğraf makinasının ekranından görebiliyoruz. Demek böyle oluyormuş diyoruz. Belki de yeterince kuzeyde olmadığımız için bulunduğumuz noktadan ancak bu kadar algılanabiliyordu.

aurora 2

Bir müddet sonra, Ülker yıldız kümesinin üzerine denk gelen bir bölgede güneşten gelen bir ışık hüzmesi benzeri dikey bir ışık algıladık. Karanlık göktüzünde çıplak gözle çok rahat fark edilebiliyordu. Makinamızı o yöne çevirip çektik ve yeşil ışığı kesen pembe bir ışık olduğunu gördük. Deli gibi heyecanlandık. Gökyüzü saniyeden saniyeye değişiyordu. Nitekim o hüzme de çok uzun kalmadı. Bir iki dakika içinde yok oldu.

aurora 3

Çekmeye devam ettikçe, farklı süreler ve ayarlar denedikçe gökyüzünde farklı tonlar gördük. Bütün bunları tecrübe ederken açık kalan çenemize engel olamadık elbette. Dünya gözüyle görmeyi bu kadar çok istediğimiz bir olaya denk gelmek delicesine bir mutluluk yaratmıştı içimizde. Kabımıza sığmak ne mümkün!

aurora 4

Sonra uzun bir süre çok bir değişiklik olmadı. Saat 23.30 olmuştu. Yaklaşık 3-4 saattir oradaydık. Sabaha kadar da beklerdik ama Özgün’ün uykusuz kalmaması gerekiyordu. Gökyüzünde bir değişiklik yoktu, insanlar yavaş yavaş gidiyordu. Bir yandan gitmek istemiyoruz ama hava da buz gibi… O sırada az çeken internetle sürekli ilgili sayfaları güncelliyorduk 5 dk içinde aktivite gösteriyordu. Biraz daha bekledik ama bir değişiklik olmayınca elimizdekilere şükrederek eve doğru yola koyulduk. Yüzümü arabanın penceresine yapıştırdım öyle dönüyorum. Ya bir şey olursa? Murphy kanunları var, hayatın açıklanamayan kuralları var. Ya başımı çevirince gökyüzü bir anda dalgalanırsa, ya ışıklar arkamdan dans etmeye başlarsa, ya çıplak gözle göremediklerimiz görünür olursa, ya o beyazımsı, şeffaf tonlar yeşil, kırmızı, pembe olursa? Kafamda deli sorular… Derken bir çığlık attım. “Özgün dur, dur, dur!!! Çek kenara çek! Dur! Yap bir şey!”

Kendimi arabadan nasıl attım bilemiyorum. Ah işte ah! Dönüyormuş gibi yapacaktık ama dönmeyecektik, kandıracaktık sadece. Bak nasıl da hareketlendi işte gökyüzü. Offf! Artık o kadar karanlıkta da değildik. Kasabanın çıkışındaydık. Fakat gökyüzünde ta zenit noktasına dek dalganan beyaz ışıklar vardı. Böylesini tepede beklerken görememiştik. O âna dek ışıklar sabit bir çizgi ya da bulut gibiydi şimdi ise tepemizde hareketli dalgalar vardı. Gördüklerimizi nasıl tarif edeceğimizi hâlâ bilemiyorum. Evet bu sefer çıplak gözle bir hareketlilik görüyorduk ama videoda fark edilebilecek gibi de değildi. Hele öyle telefonla falan mümkün değil.

O gün geniş açı lensimiz yoktu maalesef. Bu sebeple gökyüzünün o güzelliğini yansıtamadık ancak işbu dalganma daha yüksek bir aktivite demek olduğundan fotoğraflar biraz daha değişiklik gösterdi.

Aurora 5 aurora 6aurora 1

Bu son ve en renkli fotoğrafta sadece kontrast ve parlaklık ayarı yaptık, renklere de bir iki milim canlılık kattık. Renk değerleriyle büyük bir oynama söz konusu değil. Kuzey ışıklarını fotoğraflama konusundaki ilk tecrübemiz olduğundan ortada pek sanatsal kareler yok elbette. Ama her türlü eksiği gediği ile şahane anlar olarak arşivimizde yerini aldılar. Yolumuz daha kuzey enlemlerine düştüğünde daha güzelleri olur umarız diyoruz.

Ancak yaşadığımız bu tecrübe sonrasında kuzey ışıkları fotoğraflarına daha farklı gözlerle bakar olduk. Şu durumda bir çoğunda yüksek miktarda renk oynaması yapıldığını söyleyebiliriz sanırım. Gözümüzün gördüğüyle, algıladığıyla fotoğraf makinasının gördüğünün aynı olmaması bir nokta, makinanın çektiği ile bilgisayarda sonradan düzenlenen fotoğraf ayrı bir nokta. Bununla ilgili olarak internette yazılara, bilgilere ulaşabilirsiniz.


Burada da konuyla ilgili bir yazı var meselâ. Hemen üstteki fotoğraf da o yazıdan.Yukarıdaki fotoğrafa dayanarak şunları söyleyebilirim. Gözümün sadece üstteki kareleri görmesi bile bence başlı başına rüya gibi bir durum. İrlanda’da yaşadığımız tecrübe ise, yani nispeten daha sönük ışıklar, daha sönük dalgalar, bulunduğumuz enlemden kaynaklanıyor diye düşünüyoruz. Daha kuzeyde olsaydık daha güçlü hareketler görebilirdik galiba. Yukarıdaki fotoğraflarda renksiz olanlar kadar bile belirgin izler yoktu. En kuvvetli hâli belki yukarıdaki ortadaki fotoğraf kadardı. Hatta tepede ışıklar dans ediyor dediğimizde bile o sırada arkamızdan geçen bir grup genç için kayda değer bir durum söz konusu değildi. O esnada bilinçli bir şekilde başınızı kaldırmazsanız belki fark edemezdiniz bile. Bu sebeple bu tecrübeyi daha kuzey enlemlerde pekiştirerek karşılaştırmak lâzım 🙂

Sıklıkla kullandığımız, takip ettiğimiz aurora forecast sitelerini de ekleyelim.

http://www.aurora-service.eu/

http://www.softservenews.com/

The Dark Hedges

the dark hedges_3

County Antrim, Portrush’taki hava gösterisinden sonra eve dönüş yolunda uğradık The Dark Hedges’a.
Dünya’nın en güzel ağaçlı yolları yazılarında mutlaka karşılaşacağınız yerlerden biri. Ayrıca Game of Thrones dizisinin de bazı sahneleri burada çekilmiş yakın zamanda. Şu sıralar daha da bir ünlü yani. Kuzey İrlanda gezisi yapacaksanız buraya da mutlaka uğramaya çalışın. Giant’s Causeway’e oldukça yakın bir konumda.

the dark hedges_2

Portrush’dan yaklaşık yarım saatlik uzaklıkta, tarlaların arasından karşınıza çıkıveriyor. 300 yıldır kökleri üzerinde olan kayın ağaçları tarafından saklanmış bir yol. Ağaçların, yer yer gökyüzünü görmeyi engelleyecek şekilde birbirlerine tutunmaları, dallarının biçimleri, yarattıkları ışık gölge oyunları gerçekten masal gibi bir görüntü oluşturuyor. Ağaçları 18. yy’de Stuart Ailesi dikmiş.
Yolun başına geldiğimizde fotoğraf çeken diğer insanları, park etmiş araçları gördük. Doğal olarak başı kalabalık. Fotoğraf çekmesi biraz zor olabiliyor, tam makineyi, kadrajı ayarlıyorsunuz, hop bir araba geliyor. Hah gitti derken bir diğeri karşıdan geliyor, insanlar poz vermek üzere yolda oluyor vs. derken uygun anlar yakalamak için epey beklemek durumunda kalabiliyorsunuz. Beklemekten yana sorun olmuyor gerçi manzara son derece etkileyici zaten.

the dark hedges_1

Başka zamanlarda gidip farklı hallerini de görmek üzere ayrıldık oradan. Yapraklar sarardığında, belki kar yağdığında, çiçekler açtığında yeniden ziyaret etmek istiyoruz ağaçları.

Ballymoney’de bulunan The Dark Hedges, Causeway Coastal Route olarak adlandırılan Kuzey İrlanda kıyı gezisi kapsamında görülebilecek yerlerden biri. Aşağıdaki haritadan ve bağlantıdan görebileceğiniz üzere bölge, seyahat açısından gayet güzel seçenekler sunuyor.

Giant’s Causeway Coast and Countryside

http://www.causewaycoastalroute.com/causeway-coastal-route.html

Ulaşım:

Bregagh Road, Ballymoney, Co. Antrim
Harita için buraya,
Ulaşım bilgileri için buraya,
Ayrıca ilgili olarak Portrush yazımıza da göz atabilirsiniz.