Tag Archives: İrlanda

Kenardan Ağrı Güneye Doğru

d8e_8007-9
Hayatımda ilk defa bir haritanın içinde kendimi bu kadar canlı hissediyorum. Ve ilk kez bir coğrafyanın haritasını bu kadar yakından tanımanın mutluluğunu yaşıyorum. Soran olursa da sık sık dile getiriyorum.

Daha bu ülkeye geldiğim yılın sonunda bulunduğum haritasını, kıvrımlarını, yollarını, kasabalarını doğup büyüdüğüm yerlerden daha iyi bildiğimi ve yaşadığımı hissetmeye başlamıştım. Epey tuhaf bir duygu.

d8e_8026-13
Kişisel olarak baktığımda gece yatarken bilincimin son zerreleriyle sabah kalkarken de gözümü açıp bilincime kavuştuğumda konumumu bilmek gibi bir endişe dolanır içimde. Sağımı solumu, kuzeyimi güneyimi bilmek isterim.

Sosyal olarak bakacak olursak da bir yanıyla elbette ki normal; gezmeyi, keşfetmeyi sevmek, bir toprakta yeni olmak yer yer yerlisinden daha çok kazmak, deşmek demek olabiliyor, onlarca yılını geçirdiğin topraklardan daha iyi bilebiliyorsun artık yeni toprakları. Bir diğer yanıyla da her ne kadar ömrünü geçirsen de bazen olduğun yer sana yeterli imkân ve zamanı tanımıyor -ya da sen o zamanı ve imkânın tanınmasını sağlayacak noktada olmuyorsun- o sebeple tebdil-i mekânın nimetlerini kullanıyorsun. İşte biz de bulunduğumuz mekânda ve zamanda bu nimetleri olabildiğince kullanmaya çalışıyoruz ve bundan büyük bir zevk alıyoruz.

Çünkü ne zaman yollara koyulsak girmediğimiz yan sokak, çıkmadığımız tepe, inmediğimiz düzlük, geçmediğimiz yol bizi arkamızdan arkamızdan dürtüyor. O yüzden Ege’nin kıvrımlı kıyılarına benzeyen İrlanda’nın batı bölgelerinin her türlü girintisine çıkıntısına girerek, adalarına çıkarak,  ırmağından atlayarak, çayırlarında geceleyerek gezmeye çalışıyoruz. Dev bir coğrafya değil burası, kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına dağlar kadar farklılıklar da yok. Ama aynı incelikte kumuna ayak bassam da o ayak bastığım yer daha önce bulunmadığım bir yerse benim için yeni ve heyecan verici oluyor.

dsc_2848-3

İşte bulutlar aralanıp da güneş göründüğünde İrlanda’nın gezegenle olan bağına şahitlik ederken bulutlar geri gelip de alçaldığında adada biz bize samimi bir ortamın oluştuğu günlerin birinde beklenmedik şekilde birkaç günlük bir boşluk elde edip biraz da adanın güneyiyle sosyalleşmek istedik. Ve Kerry’ye doğru sürdük atımızı.

In the merry month of August, From our home we started*

türküsünü tutturarak çıktık yola.

Yola çıkmadan çok az önce kabataslak bir plan yapmış olsak da ertesi gün nerede nasıl kalacağımıza nereye gideceğimize karar vermeden yollarda olduğumuz bir geziydi bu. Fırtına vardı hostele gidelim dedik, manzaramız hoşumuza gitti çadırımızı kurduk.

dsc_2887-3
From there I got away, Me spirits never failing
Landed on the quay just as the ship was sailing…

derken derken bir de baktık neredeyse Wild Atlantic Way’in sonunda, ülkenin en güneyindeyiz. Böylece ülkenin en kuzey noktası olan Malin Head’den en güney noktası olan Mizen Head’e kadar gitmiş olduk**.  Dingle’ın, Blasket Adaları’nın fokları, yunusları, balinalarıyla selamlaştık, Ring of Kerry’nin tüm güzel kasabalarından geçtik. Killarney National Park’ı içinde fink attık.

Ee güney nasıldı peki derseniz; daha turistikti diyebiliriz sanırım. Haliyle az daha canlı, biraz daha renkli, biraz daha pahalı. Yukarıda sokağa masa sandalye koyan kafeler neredeyse yokken aşağıda nüfus hafiften sokakları daha hareketli hâle getirmiş. Gerçi, ‘Sanki burası daha mı yağmursuz ne?’ diyecek kadar şanslı birkaç günde ağırlamıştı bizi.

dsc_2745-8

Donegal’den geldiğimizi söyleyince yerli olarak algılanıp yorgunluk verici tekrarlara gerek duymamanın ya da fazladan sohbetler, açıklamalar, yorumlar yapabilmenin mutluluğu hoş bir rahatlık verdi. Yeni yol tabelaları görmek, yeni isimler öğrenmek, başka aksanlar duymak, yeni yerel radyolar dinlemek güzeldi.

Yaz sonu civarı İrlanda’da seyahat ederken yolda Montbretia adı verilen harika turuncu çiçekler arasında ilerlersiniz. Sağlı sollu yol boyu uzanırlarken keyif almamak mümkün değil. Şöyle biraz da güneş ışığı geldiği anda ışıl ışıl bir manzara seyredersiniz. Öyle neredeymiş diye aranacağınız bir çiçek değil, gözden kaçırmazsınız ama Eylül ayı itibarıyla Temmuz’a kadar falan bir daha göremezsiniz. Ayrıca Ağustos sonu böğürtlenler fora olunca böğürtlen molaları olmadan o yolculuk yolculuk sayılmazdı elbette. Böğürtlen çalıları görünce mehteran misali ilerliyoruz.

dsc_2488-3

Sabahın köründe motor, insan sesleri ortama pek karışmadığı sıralarda beyaz popolarını sallayarak zıplaya zıplaya kaçan tavşanların arasında gitmek,  arabayı kenara çektiğinde yanındaki çite konan bir Robinle selamlaşmak, balinasından, yunusuna, fokuna, sabah uyandıran hoşsohbet kuşlarına kadar faunasıyla iç içe ilerlemek bizi eve dönmekten mütemadiyen alıkoysa da farklı köylerden kasabalardan geçip farklı yollara sapa sapa kuzeye döndük.

Wexford’a da gidip dönersek adayı güzelce düğümleyip paket yapmış olacağız. Gps hareketlerimiz bunu gösteriyor.

rainbow

*İlgili şarkı için bkz. Rocky Road to Dublin

** Coğrafi olarak Mizen Head İrlanda’nın en güney noktası değil, hemen yakınlarındaki Brow Head 9 metre ile Mizen’i geçiyor hatta ülke toprakları olarak değerlendirip de adanın adalarıyla beraber sayılınca işler değişiyor. Ama Malin-Mizen rotasında bisikletçiler ve yürüyüşçüler yardım etkinlikleri yapıyorlar ve gidilebilen yol, kuş uçuşu mesafe alınınca en kuzey ve en güney noktalar Malin ve Mizen olarak değerlendirilmiş. Bu şekilde bir gelenek olarak da devam ediyor.
Ayrıca ülkenin ve tüm adanın 1041 metre ile en yüksek noktası olan Carrauntoohil de County Kerry’de bulunuyor.

Aydinlik, Gayda ve Ekose Etekler…

Posted on

Aylardan Haziran. Zifiri karanlik gormeyeli neredeyse 1 ay olmus, tamam bi Izlanda bi Norvec degil ama yatiyorum etraf aydinlik, kalkiyorum daha aydinlik.
Arkadas bu hava hic mi kararmiyor? Acaba bu durum fotosentez alemini nasil etkiliyor? Hava kararmadigi icin 24 saat oksijen uretmek bitkiler aleminde nasil karsilaniyor? Ben olsam kendimi istismar ediliyormus gibi hissederdim orasi kesin.

Alarm gece 02:00’de caldi. Odalardan gelen off puff! seslerinden sonra cantalarda son kontroller yapildi ve cabuk bir kahvalti sonrasinda 1 saat surecek ve bizi Fanad Deniz Feneri’ne goturecek olan yolculuga basladik. Saat 04:00’te deniz feneri civarinda mekan secmeye calisiyorduk. Uzerimizdeki bulutlar yogun bir gun trafigi gibi sabit hizla devam ediyor, ufukta ara ara gokyuzu gorunuyordu.

D8E_7565-1

Uykuya dalmadan once bir mesaj; Kuzey Irlanda – Lurgan’daki Pipe Band Championship (Gayda Bandosu Sampiyonasi) etkinligi davetiyesi.. Eh, gune bu kadar erken basladik oraya da gideriz diyerek 2 saatlik uykumuza daldik. Alarm 09:00’da caldi, hava hala aydinlikti. Bu defa hedefimiz Kuzey Irlanda’daki Armagh Gozlem Evi. Bizi davet eden Onur’u da ekibe katip Lurgan’a vardik. Irlanda seruvenimizde su ana kadar gordugum en uzun kaldirim kenarina park etmis araba kuyrugu da buradaydi. Park etrafinda park yeri ararken bandolarin sesleri duyulmaya baslamisti. Farkinda degildim belki ama dakikalar sonra hayatimda hic bu kadar etekli erkegi bir arada gormemistim’den baska bir sey dusunemeyecektim.

pipe-band-championship

Sonra bu dusuncelerimi pipe bandosu sesleri sayesinde duyamamaya baslayacak, kendimi Iskocya cayirlarinda hissedecektim. Tabi bu hissiyatta ikide bir kafama koluma o an masum gorunen ancak etkisi bir ay suren isiriklar konduran kahrolasi midge’lerin de etkisi buyuktu.

Coluk cocuk, genc yasli, cumbur cemaat etek giymis. Ben ilk defa esofman altimla bir ortamda siritiyorum. Onur mesela sort giymis, dikkatli bakmayinca kamufle olabiliyor. Tabii midge’ler ona saldirmiyor, bu midge’lerin benle ne alip veremedigi var yahu!?

Muzik sahane, coskulu, yogun!.. Artik ben de icimden eslik ediyorum, hatta bizim grup -Asena, Monika, Onur- kafayla, ayakla melodiye tempo tutuyor. 20 dk sonra kafamizda tek bir melodi var. Tum bandolar ayni marsi caliyor. Arkadaslar repertuvarinizdaki baska sarkilari da calabilir misiniz? Sesten duyulmadi istegim, neyse.. Bence gayda bandosu ile gunumuz pop muziginden ornekler de denenebilir. Tabii icinde bulundugumuz bu her yil duzenlenen etkinligin amaci, 20 civarindaki sehrin gayda bandolarinin, toplamda 4-5 marsta mukemmelligi aramasi olmasaydi onerim belki kabul gorebilirdi.

Etkinlik neredeyse tum katilimcilarin bir odul kazanmasi ile biterken, her bireyi ekose etekli bir grup erkegin olanca testosteronlariyla oynadiklari futbol oyunu hafizamin derinliklerine yer etmekle mesguldu.

Etkinlik alanindan ayrildik, bulutlar aralanmis, hava hic olmadigi kadar aydinlik. Armagh’a donup Onur’u da bizle Letterkenny’e gelmeye ikna ettik. Yol boyunca ozellikle Donegal’e yaklastikca her virajda asiri modifiyeli ralli araclari motorlarindan ovunurcesine bagirarak seyrediyordu. Letterkenny’e yaklasip senede 1 defa olan o uzun trafik konvoyunu gorunce eyvahlar olsun seklinde hatirladigimiz sey ise Donegal Rally haftasonunun geldigi idi. Memleketteki tum bickin beyefendi ve hanimefendilerin Donegal’e gelip yiyip, icip, trafikte zaman gecirdikleri bu haftasonu bizim icin tum yilin en cekilmez haftasonuydu. Ustelik saat 23:00 olmasina ragmen hava da hala kararmamisti.

D8E_7651-6

İrlanda’da Hangi Dil Konuşuluyor?

Arkadaşlarımızın, blog okuyucularımızın, zaman zaman ailemizin, akrabalarımızın sık sık sorup kafa karışıklığı yaşadıkları bir durum var. İrlanda’da hangi dil konuşuluyor? Gaelik, Gaelce her yerde konuşuluyor mu? İskoçlar da aynı dili konuşmuyor mu? Siz gidince İrlandaca mı öğrendiniz? diye gidiyor sorular..

İrlanda Cumhuriyeti’nin iki tane resmî dili var. Biri İngilizce biri de İrlanda dili. Türkçede İrlandalıların konuştuğu dil için İrlandaca, Gaelik, Gaelce vb. ifadeler kullanılıyor.

İrlanda diline, İrlandalılar İngilizce’de Irish diyorlar, Irish konuşuyoruz diyorlar. English gibi. (“Do you speak Gaelic?” sorusuna “No, I speak Irish” cevabını alırsınız.)

İrlanda diline, İrlandalılar İrlanda dilinde ise Gaeilge diyorlar. Bu dilin de birçok farklı aksanı mevcut.

Peki İskoçya’da da aynı dil konuşulmuyor mu?

İskoçların konuştuğu kelt dili de yine İrlanda dilinden gelişen bir dil. Aynı dil ailesi içindeki akraba diller.
Onların konuştuğu dile İngilizce’de Scottish Gaelic ya da sadece Gaelic, Scottish Gaelic’te ise Gàidhlig deniyor. Telâffuzlarını internetten bulabilirsiniz.

Küçük bir paragrafla dil aileleri açısından bakacak olursak, bu iki dil de Hint-Avrupa dil ailesinin altındaki Kelt dilleri içinde yer alıyor. Bu Kelt dilleri de kendi içinde ayrılıyor elbette. İrlanda ve İskoç dilleri (ayrıca Manx dili) Kelt dilleri altında, Ada/adasal Kelt dilleri içindeki Gaelik (Goidelic/Gaelic) dillerine bağlı diller.
Örneğin Kuzeybatı Fransa’daki Bretagne bölgesinde konuşulan Bretonca ya da Welsh dili de Ada Kelt dilleri içindeki Britonik dillerden.

Dönelim günümüze ve İrlanda’ya… Çocuklar liseye kadar Irish öğreniyorlar ama daha sonrasında bu eğitim zorunlu olmaktan çıkıyor. Bu süreç içinde İngilizce ya da İrlandaca ağırlıklı okullar tercih edilebiliyor.
Sonrasında dil eğitimine devam etmeyen kişiler de bu dili doğal olarak unutuyorlar. Nitekim halk içinde, günlük yaşamda İrlandaca pek kullanılmıyor, konuşulmuyor.   (İrlanda’ya gelmek istiyoruz İrlandaca bilmemiz şart mı diyenler için bir cevap olmuştur umarım. ) Bununla birlikte, resmî kurumlarda işe girmek isteyenler İrlandaca sınavını geçmek durumundalar. Bunun dışında genel olarak ve gelenek olarak herkes çok büyük çoğunluğu İrlandaca ya da İrlandaca kökenli olan yer ve kişi isimlerine vâkıf durumda.
Dil, etkin biçimde konuşulmasa da tabelalar, resmî yazılar, uyarılar vs. iki dilde yazılıyor. İrlanda dilinde yayın yapan radyo ve televizyonlar var, bu dili canlı tutmaya çalışan dernek ve kurumlar var. Halk içinde bütün bu sistemi savunanı da gördük, gereksiz bulanı da… En basit şekliyle söyleyecek olursak, savunanı dilini ve kültürünü canlı tutmak istediklerini, bundan mantıklı bir şey olamayacağı, gereksiz bulanı ise can çekişen ve bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olamayacak bu dil ve kültür için gereksiz harcama yapmak savlarını ortaya koyuyor.

İrlanda’da İrlanda dilinin konuşulduğu, yaşadığı bölgelere Gaeltacht adı veriliyor. Aşağıda Gaeltacht haritasının bugünkü hâlini görebilirsiniz. Yeşil alanlar günden güne küçülüyor. Biz bu dilin hâlâ aktif konuşulduğu bölgelerden birinde yaşıyoruz. Donegal, İrlandaca konuşulan en büyük bölge. Kuzeybatı tarafları ve adalarında bu dili konuşmayı sürdüren insanlar, topluluklar var.
Gaeltacht bölgelerine girdiğinizi yol üzerindeki tabelalardan anlayabiliyorsunuz ve bu noktadan itibaren artık yol levhaları, dükkân ve resmi yerlerin tabelaları İngilizce olmuyor. Her yerde İrlandaca. Ama dükkâna, markete girince yine herkes İngilizce konuşuyor, konuşabiliyor elbette. Sadece, İrlandaca konuştuğunuzda cevap alma olasılığı burada daha fazla.
Örneğin yaz okulu gibi bir sistem mevcut: Çocuklarına bu dili öğretmek isteyen aileler onları Gaeltacht’ta yaşayan ailelerin yanına gönderiyorlar yazları.

 

   

İrlanda dili, kültürü, Gaeltacht bölgeleri turizmine dayalı etkinlikler, çalışmalar için çeşitli teşvikler verilebiliyor. Bu şekilde bir seyahat/turizm firması kuran bir arkadaşımızın düzenlediği etkinliklere katılıp bol bol İrlandaca konuşan insanların arasında bulunduk. İrlanda içinde Gaeltacht bölgesine/bölgelerine yakın olmaktan, bu kültürü yakından görmekten son derece mutluyuz. Büyük şehirlerin birinde olsaydık bu kadar içinde olma, deneyimleme şansımız olmayacaktı. Geriye kalan küçük, gerçek İrlanda’yı görmek, yaşamak çok güzel, mümkün olduğunca da içinde olmaya çalışıyoruz.

Kuzey İrlanda’daki dil ve eğitim durumuna o kadar hâkim olmadığım için o kısmı yazamıyorum. O tarafta işler biraz daha farklı ve bu konular biraz daha hassas durumda. İrlandaca, orada birinci ya da ikinci dil resmiyeti yerine azınlık dili statüsünde.

http://www.gaeilge.ie/
http://www.udaras.ie/en/an-ghaeilge-an-ghaeltacht/an-ghaeltacht/
https://en.wikipedia.org/wiki/Gaeltacht

İrlanda’nın Koruyucuları ‘Na Fianna’

Posted on

nafianna2

Yüzyıllar önce İrlanda’yı, düşman istilalarından kendilerine Na Fianna adını veren bir grup savaşçı korumaktaymış. Bu grubun üyeleri farklı topluluklardan oluşsa da ortak amaçları İrlanda yaşam tarzını, kültürünü ve doğasını korumakmış. Günümüzde de 4 kişilik bir grup yine aynı adla fakat ‘müzik’ aracılığıyla bu görevi sürdürmeye devam etmekteymiş.
Bu açıklamaya web sitelerinde de bulabilirsiniz.

Mutefish ve The Henry Girls sonrasında benimsediğimiz üçüncü grup, Na Fianna!!

2007’de kurulan grup 2009 yılında İrlanda televizyonu RTE(!)’nin yetenek yarışmasında finalistler arasına girerek adını duyurmuş. Yurt içi ve yurt dışı konserlerle de başarılarını sürdürmüşler.

Bazı şarkılara takıntım vardır benim. Belirli aralıklarla Youtube’a girer farklı coverları var mı diye bakarım. Drunken Sailor‘s da taktığım şarkılardan biri. Bu Youtube aramasında da Na Fianna’nın coverına denk geldim;

Öncelikle video kalitesi n’oluyoruz dedirtti, akabinde şarkıya verdikleri farklı tempo ve enstrümanlar beni grubun diğer şarkılarına yöneltti. Sonuçta iş imzalı albüme kadar gitti 🙂
nafiannaDurum böyleyken paylaşmadan edemedik. Aşağıda 2 youtube linki ve son olarak da grubun spotify linkini bulabilirsiniz.

Bu arada Toora Loora Lay adında yeni bir albümleri çıktı, çıkış parçaları gayet güzel.

İyi dinlemeler!

Step It Out Marry

Muirsheen Durkin

Na Fianna – Spotify Linki

Marble Hill ve Manzaralı Kahve

   Maps of Ireland from 1849 Topographical Dictionary
Havanın nispeten sıcak olduğu bir İrlanda günü Marble Hill yoluna düştüm. Letterkenny-Dunfanaghy yolu bu bölgede en çok katettiğimiz yollardan biri. Bu bölgede yaşamayan biri için okurken öylesine birer yer adı olsalar da benim gözümde artık bir Balçova-Konak yolu kadar zihnimde yer etmiş, Donegal içlerine doğru dallanıp budaklanan keyifli bir güzergâh. Kafamıza estiğinde yollara düşüp o dallardan, budaklardan birine giriveririz.

Bu gezide de Google Maps’teki yollara koyduğumuz sarı çocuk gibi hissettim kendimi yine. Görüntüler, mütemadiyen geriye doğru kayarken zihnimin içindeki haritada an be an konumlanıyordu. Hastaneyi geçmiştik. Geçerken adını genelde içimden tekrar ettiğim Knocknamona Roundabout’a geldik. Tam gelmeden sola doğru Windy Hall ayrılıyor. Bisiklet sürmek ve yürüyüş için güzel bir ara yol. Mountain Top’u geçtikten sonrası daha da güzelleşiyor. Yolun sol tarafında Coolboy-An Cúl Buí adlı minik bir kasaba var. İsmi her defasında gülümsetir tabelayı görünce. Kilmacrennan’a vardığımda her geçtiğimde olduğu gibi yolun solunda kalan Lurgy River tabelasına gözüm çarptı. Biliyorum ki hemen sonrasında beyaz boyası, kırmızı kapı ve pencereleriyle Lurgyvale Thatched Cottage gelecek. 150 yıllık bir cottage. Bazen önündeki cepte patates, sebze, yumurta satan kamyonetler gelir durur. En son 30’lu çiftlik yumurtası 5 euro idi. Bazen de dondurmacı ya da patates kızartması vs. satanlar olur.

Lough Salt ve Lough Keel tabelaları gelecek birazdan. Yolun yine sola doğru devam eden kısmında Carraig an Dúin-Doon Rock geliyor. Outlander kitabı ve dizisinden sonra, -oradaki Craig na Dun her ne kadar İskoçya’da da olsa- bu isim daha da anlamlı geliyor artık. Oradaki kayalardan birine dokunup da 18. yüzyıl İrlanda’sına gidebilir miyiz acaba? Tam da klan şeflerinin göreve başlama törenlerinin yapıldığı yer. Dan diye bir törenin ortasına düşme ihtimalimiz ne olurdu? Sağ kalıp da deneyimlerimi yazıya aktarma şansım olduğunda, yazdıklarımı bir ulağa verip “An Post’un kurulmasını bekleyin ve bu yazdıklarımı 2015’e kadar muhafaza edin,” desem meselâ, Geleceğe Dönüş’te Western Union’un Marty’yi 1955’te tam olarak doktorun belirttiği koordinatta bulduğu gibi istediğim yere merap
edip iletirler miydi ki? İletirken de “Durum garip ama hava bugün çok güzel değil mi?” diye başlarlar mıydı acaba konuşmaya?

Neyse bulunduğum zamana dönüp haritada üzerinde sıçramaya devam edeyim ben. Creeslough’ya geliyoruz çünkü. Nedense burayı çok seviyorum. Hatta bir ara ‘acep burada mı otursak’ diye düşündük ama maalesef biraz romantik bir fikir olarak kaldı raflarda. Yine de oradan geçerken vakti zamanında bulduğumuz eve bakmadan edemiyorum. Creeslough’ya gelecek olursanız doğuya doğru inen yollardan ilerleyip Doe Castle’a gidersiniz. Ötesi mavi berisi yeşil sevimli bir kale. Peşinizden civardaki evlerin köpekleri koşturabilir ama ölmezsiniz sanırım. O civarda Wild Atlantic Camp adlı kamp alanı da bulunuyor. Ne bileyim karavanla, çadırla geleceğiniz tutar, orada konaklayabilirsiniz. Azıcık yürüyünce Duntally Wood’a da gidiyor. Şahsen böyle tesislerde kamp yapmayı tercih etmem ancak kısıtlı zamanda çadırımızı denemek için gelmiştik, çevreyi yürüyerek keşfetmek için de güzel bir fırsat olmuştu. Her neyse, önünden geçerken bu bilgilendirmeden ziyade kendi anılarım canlanmıştı zihnimde. Ards Friary ve Ards Forest Park var yolun sağında. Friary’nin arkasındaki ormanlık alan sonbaharda mantar peşinde koşmak için pek güzel oluyor, yeter ki patikadan ayrıl.

Köşedeki boyalı okula geldik, yolun dallarından birine girme zamanı: Marble Hill-Cnoc an Mharmair. Sheephaven Körfezi’nde bulunan mavi bayraklı kumsalı ile minik bir kasaba. Hava ılıktı ama bulutluydu, denize girmeyi planlamasam da gittiğimde denize giren insanlar görebileceğimi düşünüyordum sahilde. Nitekim kumsal yolunun kenarı normalden daha fazla arabaya park yeri olmuştu. Bu kumsal, civardaki diğer kumsallara göre daha az rüzgâr alıyordu ve denize girmek üzere aileler tarafından daha çok tercih ediliyordu. Yani normalden daha kalabalık, daha çok tercih ediliyor derken koca kumsaldaki toplam nüfus 20-30 arası idi. Akdeniz, Ege plajları gelmesin akıllara. Burada iğne atınca med cezirle birlikte okyanusa gidiyor. Suyun da ‘gel’ zamanıydı, ısınan kumun üzerine gelen deniz sığ kısımlarda yüzmek için görece elverişli oluyor. Zaten suyun derinleşmesi için epey açılmak gerekiyor ve elbette kesinlikle tavsiye edilmiyor. Evet ayağımı soktuğum su her ne kadar soğuk gelmese de denize girmeyecektim fakat kayalıkların üzerinde güneydoğu yönünde kalan Clonmass ve Gull adacıklarına bakarak keçilik yapmaktan da uzak durmazdım büyük ihtimalle.

shack 3

shack

Yolun sonundaki bu güzel sahilin kenarında minicik bir de kulübe-kafe var: The Shack. Rengârenk çiçeklerle dolu sevimli küçük bir bahçe içinde.. İrlanda’yı boydan boya geçip kuzeybatısına ulaşıyorsunuz. Sonra ara yollardan birine girip ucundan güzel bir kumsala çıkıyorsunuz. Ardından bu küçük kafeyi görüp lezzetli bir kahve içiyorsunuz. Hatta okyanusa nazır bir sandalyede affagato keyfi yapmak da mümkün. Bu, bir noktada değişik bir durum esasen. Çünkü buradaki plajlar ve plajların civarında çay bahçeleri, tesisler vb. olmuyor genellikle.
Duvardaki Yeni Zelanda kartpostallarını görünce sohbet etmekten alamadım kendimi. The Shack’ın işletmecesi Tom’un annesi Yeni Zelanda’lıymış. Kahve tutkusu da Yeni Zelanda’dan ve annesinden geliyormuş. Pek de güzel olmuş bence. Tom ve iş arkadaşı Mim’le biraz daha sohbet edip aynı harita üzerinde zıplaya zıplaya geri döndüm. 2015 yazında Marble Hill, Donegal’de son durum bu şekilde.

20150701_154834 IMG_20150701_154224 shack 2