Tag Archives: donegal

Kenardan Ağrı Güneye Doğru

d8e_8007-9
Hayatımda ilk defa bir haritanın içinde kendimi bu kadar canlı hissediyorum. Ve ilk kez bir coğrafyanın haritasını bu kadar yakından tanımanın mutluluğunu yaşıyorum. Soran olursa da sık sık dile getiriyorum.

Daha bu ülkeye geldiğim yılın sonunda bulunduğum haritasını, kıvrımlarını, yollarını, kasabalarını doğup büyüdüğüm yerlerden daha iyi bildiğimi ve yaşadığımı hissetmeye başlamıştım. Epey tuhaf bir duygu.

d8e_8026-13
Kişisel olarak baktığımda gece yatarken bilincimin son zerreleriyle sabah kalkarken de gözümü açıp bilincime kavuştuğumda konumumu bilmek gibi bir endişe dolanır içimde. Sağımı solumu, kuzeyimi güneyimi bilmek isterim.

Sosyal olarak bakacak olursak da bir yanıyla elbette ki normal; gezmeyi, keşfetmeyi sevmek, bir toprakta yeni olmak yer yer yerlisinden daha çok kazmak, deşmek demek olabiliyor, onlarca yılını geçirdiğin topraklardan daha iyi bilebiliyorsun artık yeni toprakları. Bir diğer yanıyla da her ne kadar ömrünü geçirsen de bazen olduğun yer sana yeterli imkân ve zamanı tanımıyor -ya da sen o zamanı ve imkânın tanınmasını sağlayacak noktada olmuyorsun- o sebeple tebdil-i mekânın nimetlerini kullanıyorsun. İşte biz de bulunduğumuz mekânda ve zamanda bu nimetleri olabildiğince kullanmaya çalışıyoruz ve bundan büyük bir zevk alıyoruz.

Çünkü ne zaman yollara koyulsak girmediğimiz yan sokak, çıkmadığımız tepe, inmediğimiz düzlük, geçmediğimiz yol bizi arkamızdan arkamızdan dürtüyor. O yüzden Ege’nin kıvrımlı kıyılarına benzeyen İrlanda’nın batı bölgelerinin her türlü girintisine çıkıntısına girerek, adalarına çıkarak,  ırmağından atlayarak, çayırlarında geceleyerek gezmeye çalışıyoruz. Dev bir coğrafya değil burası, kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına dağlar kadar farklılıklar da yok. Ama aynı incelikte kumuna ayak bassam da o ayak bastığım yer daha önce bulunmadığım bir yerse benim için yeni ve heyecan verici oluyor.

dsc_2848-3

İşte bulutlar aralanıp da güneş göründüğünde İrlanda’nın gezegenle olan bağına şahitlik ederken bulutlar geri gelip de alçaldığında adada biz bize samimi bir ortamın oluştuğu günlerin birinde beklenmedik şekilde birkaç günlük bir boşluk elde edip biraz da adanın güneyiyle sosyalleşmek istedik. Ve Kerry’ye doğru sürdük atımızı.

In the merry month of August, From our home we started*

türküsünü tutturarak çıktık yola.

Yola çıkmadan çok az önce kabataslak bir plan yapmış olsak da ertesi gün nerede nasıl kalacağımıza nereye gideceğimize karar vermeden yollarda olduğumuz bir geziydi bu. Fırtına vardı hostele gidelim dedik, manzaramız hoşumuza gitti çadırımızı kurduk.

dsc_2887-3
From there I got away, Me spirits never failing
Landed on the quay just as the ship was sailing…

derken derken bir de baktık neredeyse Wild Atlantic Way’in sonunda, ülkenin en güneyindeyiz. Böylece ülkenin en kuzey noktası olan Malin Head’den en güney noktası olan Mizen Head’e kadar gitmiş olduk**.  Dingle’ın, Blasket Adaları’nın fokları, yunusları, balinalarıyla selamlaştık, Ring of Kerry’nin tüm güzel kasabalarından geçtik. Killarney National Park’ı içinde fink attık.

Ee güney nasıldı peki derseniz; daha turistikti diyebiliriz sanırım. Haliyle az daha canlı, biraz daha renkli, biraz daha pahalı. Yukarıda sokağa masa sandalye koyan kafeler neredeyse yokken aşağıda nüfus hafiften sokakları daha hareketli hâle getirmiş. Gerçi, ‘Sanki burası daha mı yağmursuz ne?’ diyecek kadar şanslı birkaç günde ağırlamıştı bizi.

dsc_2745-8

Donegal’den geldiğimizi söyleyince yerli olarak algılanıp yorgunluk verici tekrarlara gerek duymamanın ya da fazladan sohbetler, açıklamalar, yorumlar yapabilmenin mutluluğu hoş bir rahatlık verdi. Yeni yol tabelaları görmek, yeni isimler öğrenmek, başka aksanlar duymak, yeni yerel radyolar dinlemek güzeldi.

Yaz sonu civarı İrlanda’da seyahat ederken yolda Montbretia adı verilen harika turuncu çiçekler arasında ilerlersiniz. Sağlı sollu yol boyu uzanırlarken keyif almamak mümkün değil. Şöyle biraz da güneş ışığı geldiği anda ışıl ışıl bir manzara seyredersiniz. Öyle neredeymiş diye aranacağınız bir çiçek değil, gözden kaçırmazsınız ama Eylül ayı itibarıyla Temmuz’a kadar falan bir daha göremezsiniz. Ayrıca Ağustos sonu böğürtlenler fora olunca böğürtlen molaları olmadan o yolculuk yolculuk sayılmazdı elbette. Böğürtlen çalıları görünce mehteran misali ilerliyoruz.

dsc_2488-3

Sabahın köründe motor, insan sesleri ortama pek karışmadığı sıralarda beyaz popolarını sallayarak zıplaya zıplaya kaçan tavşanların arasında gitmek,  arabayı kenara çektiğinde yanındaki çite konan bir Robinle selamlaşmak, balinasından, yunusuna, fokuna, sabah uyandıran hoşsohbet kuşlarına kadar faunasıyla iç içe ilerlemek bizi eve dönmekten mütemadiyen alıkoysa da farklı köylerden kasabalardan geçip farklı yollara sapa sapa kuzeye döndük.

Wexford’a da gidip dönersek adayı güzelce düğümleyip paket yapmış olacağız. Gps hareketlerimiz bunu gösteriyor.

rainbow

*İlgili şarkı için bkz. Rocky Road to Dublin

** Coğrafi olarak Mizen Head İrlanda’nın en güney noktası değil, hemen yakınlarındaki Brow Head 9 metre ile Mizen’i geçiyor hatta ülke toprakları olarak değerlendirip de adanın adalarıyla beraber sayılınca işler değişiyor. Ama Malin-Mizen rotasında bisikletçiler ve yürüyüşçüler yardım etkinlikleri yapıyorlar ve gidilebilen yol, kuş uçuşu mesafe alınınca en kuzey ve en güney noktalar Malin ve Mizen olarak değerlendirilmiş. Bu şekilde bir gelenek olarak da devam ediyor.
Ayrıca ülkenin ve tüm adanın 1041 metre ile en yüksek noktası olan Carrauntoohil de County Kerry’de bulunuyor.

İrlanda’da Hangi Dil Konuşuluyor?

Arkadaşlarımızın, blog okuyucularımızın, zaman zaman ailemizin, akrabalarımızın sık sık sorup kafa karışıklığı yaşadıkları bir durum var. İrlanda’da hangi dil konuşuluyor? Gaelik, Gaelce her yerde konuşuluyor mu? İskoçlar da aynı dili konuşmuyor mu? Siz gidince İrlandaca mı öğrendiniz? diye gidiyor sorular..

İrlanda Cumhuriyeti’nin iki tane resmî dili var. Biri İngilizce biri de İrlanda dili. Türkçede İrlandalıların konuştuğu dil için İrlandaca, Gaelik, Gaelce vb. ifadeler kullanılıyor.

İrlanda diline, İrlandalılar İngilizce’de Irish diyorlar, Irish konuşuyoruz diyorlar. English gibi. (“Do you speak Gaelic?” sorusuna “No, I speak Irish” cevabını alırsınız.)

İrlanda diline, İrlandalılar İrlanda dilinde ise Gaeilge diyorlar. Bu dilin de birçok farklı aksanı mevcut.

Peki İskoçya’da da aynı dil konuşulmuyor mu?

İskoçların konuştuğu kelt dili de yine İrlanda dilinden gelişen bir dil. Aynı dil ailesi içindeki akraba diller.
Onların konuştuğu dile İngilizce’de Scottish Gaelic ya da sadece Gaelic, Scottish Gaelic’te ise Gàidhlig deniyor. Telâffuzlarını internetten bulabilirsiniz.

Küçük bir paragrafla dil aileleri açısından bakacak olursak, bu iki dil de Hint-Avrupa dil ailesinin altındaki Kelt dilleri içinde yer alıyor. Bu Kelt dilleri de kendi içinde ayrılıyor elbette. İrlanda ve İskoç dilleri (ayrıca Manx dili) Kelt dilleri altında, Ada/adasal Kelt dilleri içindeki Gaelik (Goidelic/Gaelic) dillerine bağlı diller.
Örneğin Kuzeybatı Fransa’daki Bretagne bölgesinde konuşulan Bretonca ya da Welsh dili de Ada Kelt dilleri içindeki Britonik dillerden.

Dönelim günümüze ve İrlanda’ya… Çocuklar liseye kadar Irish öğreniyorlar ama daha sonrasında bu eğitim zorunlu olmaktan çıkıyor. Bu süreç içinde İngilizce ya da İrlandaca ağırlıklı okullar tercih edilebiliyor.
Sonrasında dil eğitimine devam etmeyen kişiler de bu dili doğal olarak unutuyorlar. Nitekim halk içinde, günlük yaşamda İrlandaca pek kullanılmıyor, konuşulmuyor.   (İrlanda’ya gelmek istiyoruz İrlandaca bilmemiz şart mı diyenler için bir cevap olmuştur umarım. ) Bununla birlikte, resmî kurumlarda işe girmek isteyenler İrlandaca sınavını geçmek durumundalar. Bunun dışında genel olarak ve gelenek olarak herkes çok büyük çoğunluğu İrlandaca ya da İrlandaca kökenli olan yer ve kişi isimlerine vâkıf durumda.
Dil, etkin biçimde konuşulmasa da tabelalar, resmî yazılar, uyarılar vs. iki dilde yazılıyor. İrlanda dilinde yayın yapan radyo ve televizyonlar var, bu dili canlı tutmaya çalışan dernek ve kurumlar var. Halk içinde bütün bu sistemi savunanı da gördük, gereksiz bulanı da… En basit şekliyle söyleyecek olursak, savunanı dilini ve kültürünü canlı tutmak istediklerini, bundan mantıklı bir şey olamayacağı, gereksiz bulanı ise can çekişen ve bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olamayacak bu dil ve kültür için gereksiz harcama yapmak savlarını ortaya koyuyor.

İrlanda’da İrlanda dilinin konuşulduğu, yaşadığı bölgelere Gaeltacht adı veriliyor. Aşağıda Gaeltacht haritasının bugünkü hâlini görebilirsiniz. Yeşil alanlar günden güne küçülüyor. Biz bu dilin hâlâ aktif konuşulduğu bölgelerden birinde yaşıyoruz. Donegal, İrlandaca konuşulan en büyük bölge. Kuzeybatı tarafları ve adalarında bu dili konuşmayı sürdüren insanlar, topluluklar var.
Gaeltacht bölgelerine girdiğinizi yol üzerindeki tabelalardan anlayabiliyorsunuz ve bu noktadan itibaren artık yol levhaları, dükkân ve resmi yerlerin tabelaları İngilizce olmuyor. Her yerde İrlandaca. Ama dükkâna, markete girince yine herkes İngilizce konuşuyor, konuşabiliyor elbette. Sadece, İrlandaca konuştuğunuzda cevap alma olasılığı burada daha fazla.
Örneğin yaz okulu gibi bir sistem mevcut: Çocuklarına bu dili öğretmek isteyen aileler onları Gaeltacht’ta yaşayan ailelerin yanına gönderiyorlar yazları.

 

   

İrlanda dili, kültürü, Gaeltacht bölgeleri turizmine dayalı etkinlikler, çalışmalar için çeşitli teşvikler verilebiliyor. Bu şekilde bir seyahat/turizm firması kuran bir arkadaşımızın düzenlediği etkinliklere katılıp bol bol İrlandaca konuşan insanların arasında bulunduk. İrlanda içinde Gaeltacht bölgesine/bölgelerine yakın olmaktan, bu kültürü yakından görmekten son derece mutluyuz. Büyük şehirlerin birinde olsaydık bu kadar içinde olma, deneyimleme şansımız olmayacaktı. Geriye kalan küçük, gerçek İrlanda’yı görmek, yaşamak çok güzel, mümkün olduğunca da içinde olmaya çalışıyoruz.

Kuzey İrlanda’daki dil ve eğitim durumuna o kadar hâkim olmadığım için o kısmı yazamıyorum. O tarafta işler biraz daha farklı ve bu konular biraz daha hassas durumda. İrlandaca, orada birinci ya da ikinci dil resmiyeti yerine azınlık dili statüsünde.

http://www.gaeilge.ie/
http://www.udaras.ie/en/an-ghaeilge-an-ghaeltacht/an-ghaeltacht/
https://en.wikipedia.org/wiki/Gaeltacht

İrlanda’nın Patatesleri

a20160123_010646

İrlanda denince malumunuz akla ilk gelen şeylerden biri patates oluyor. Bizim de bunca zaman bu konuya değinmememiz çok ayıp oldu. Oysa damağınızın ufkunu iki katına çıkarabilecek patatesler yetişiyor burada.

Topraklarında en çok yetişen sebzelerinden biri olunca hâliyle İrlandalılar da patatesi pek bol yiyor. Çok yetişmesinin ve yenmesinin haricinde vakt-i zamanında meydana gelmiş patates kıtlığı ve büyük açlık zamanları göz önüne alınınca manevi açıdan da bir hayli önemli bir yiyecek.
Restoranlara gittiğinizde yanında patates olmayan, patatesle gelmeyen yemek yok diyebiliriz. Hatta bazen yemeğin altında püre, yanında kızartma şeklinde fantastik tabaklar da olabiliyor. Ortaya da biraz fırın patates koyduk mu tamamdır. Anne babalarımız geldiğinde, çocukken köyde yediğimiz lezzetli patates tadı aldık burada yediğimiz patateslerden demişlerdi. Bu da aklımızın bir köşesinde.

Bu kadar zamandır burada olunca patateslerle ister istemez daha ayrıntılı ve özenli ilişkiler içinde bulunduk. Türkiye’de böyle değildi benim için. Pazara gider sadece ‘patates’ alırdım. Türüne dikkat etmezdim, bilmezdim. Gözüme şekli, rengi, tadı çok farklı olan patatesler çarpmazdı da hani… En fazla, taze patates görünce heyecanlanırdım, gözüm parlardı. Burada yelpaze biraz daha geniş.

Biz de, olur da İrlanda’ya gelirseniz marketlerde yabancı kalmayın, bilinçli bir patates alışverişi yapın, bilinçli yiyin, onları sevin diye size patatesleri az biraz tanıtalım istedik. Seyahatlerinizde gittiğiniz coğrafyanın sebzesine, meyvesine dikkat ediyor, patatesi de seviyorsanız ucundan bucağından yardımcı olabilir. Epey fazla tür var ama markette en çok gördüklerimize göre bir liste yaptım. Bir çiftçi edası ya da Vedat Milor tarzında olmayacak elbette ama olduğu kadar işte.

Rooster:

Rooster ile başlayalım. İlk başta pembe/koyu pembe kabuğu ile dikkat çekiyor. Dış yüzeyleri temiz ve pürüzsüz genelde. Markette böyle parıl parıl parıldayıp ‘Al beni, al beni!’ diye dürter. Her defasında ‘Ne güzel yahu bu patatesler’ demeden edemiyoruz.  İçi sarı renkte oluyor. Soyması da kolay. Genelde her çeşit pişirme yöntemine açık bir tür, yılın her zamanı görmek de mümkün.

Queens:

Bu patatesin kabuğu da içi de açık sarı renkli olur. Fırında patates ya da haşlama yapmak için önerilen bir tür.  Kimi diyor ki en iyi fırın olur bir diğeri saçmalama kaynatmak varken pehh diyor. Hatta bazı kaynaklarda pişirmek, haşlamak, fırında yapmak, kızartma ve püre yapmak için uygundur diyor. Geriye de zaten bir çiğ yemek kalıyor. Belki çiğ hâliyle morluklara da iyi geliyor olabilir. Neyse ben karışmıyorum tartışmalarına. Patates insanın kendine yakıştırdığı biçimde pişirdiği bir sebzemizdir. Her türlü güzeldir, her türlü lezzetlidir.  Neyse bu patatesler genelde yaz aylarında boy gösteriyor. Eylül’den sonra falan pek kalmıyor. Yazın İrlanda’ya gelirseniz yollarda yeni sezon Queens diye tabelalar görüp yol üzerindeki çiftçilerden alabilirsiniz.

Bebek Patatesler:

IDShot_540x540 (1)
Bu patatesler çok şirin, küçük sevimli şeyler. Rooster türünün de bebek patatesleri mevcut ama daha çok satılan sarı renklilerinden bahsedelim. Küçük olmasına karşın sert patateslerdir. Hafifçe tatlı bir aroması oluyor. Burada sıklıkla mikrodalga fırında yapılıyor bunlar. Salataya ya da haşlama şeklinde yemek yanına konuyor. Mikrodalgada 5-6 dk’da haşlanıyor olması açısından ani açlıklarda da oldukça başarılı. Bu tür de kendi içinde alt türlere ayrılıyor, Charlotte var Emily var ama artık markette hangisi varsa ona bakıyoruz. Hepsi bizim bebeklerimiz.

Kerr’s Pink:

Kabuğu sarılı hafif pembeli bir tür patates. Biraz girintili çıkıntılı, içi ise beyazımsı, çok açık sarı renkte oluyor. Tadı diğer türlere göre daha topraksı olarak ifade ediliyor. Nev-i şahsına münhasır bir patates. Püresi ve haşlaması öneriliyor. Genellikle yaz sonundan itibaren başlıyor mevsimi. Girintisiz çıkıntısız, pürüzsüz patatesler varken soyması nispeten zor geldiği için pek tercih etmiyoruz ama taze geldiği zamanlarda alıyoruz arada. Mevsimi geldiğinde yine yollarda sıklıkla görürsünüz. Kısaca Pink diyorlar. Yoldaki tabelalarda da öyle yazar.

Golden Wonder:

Sarımsı, kahverengi kabuğu, açık sarı içi olan bir patates. Dışarıdan bakınca biraz kirli topraklı oluyor. Yani Rooster patateslerin yanında öyle görünüyor en azından. Engebesi yine nispeten az olduğundan soyması kolay. Fırında yapmak öneriliyor. Kaynatıldığında çok çabuk patlayıp dağılıyor, patates öyle hemen kaynamaz deyip başından ayrılınca suyun içinden hücre hücre toplamak gerekebilir. Bu durumda püre için de gayet uygun bir tür bence. Yılın çoğu zamanı marketlerde oluyor. Çiftçi amcalar yaz sonu olmaz pek diyorlar sadece.

Maris Piper:

Bu tür en çok kızartma için öneriliyor. Kabuğu nispeten koyu sarı renkte ve hafif benekli , içi ise yine gayet açık sarı, krem renkte. En lezzetli patatesler arasında yer alıyor.

Beyaz Patates:
IDShot_540x540 (2).jpg
Markette en çok görülen patateslerden. bütün yıl bulabiliyorsunuz. Biraz soluk sarı kabuğu var, içi nispeten canlı bir sarı tonunda oluyor. Yine pürüzsüzgillerden olduğu için soyması kolay. Ben de tadından çok bu konuya dikkat ediyorum galiba. Her amaca uygun dense de en çok kaynatmak için öneriliyor. Ancak çabuk pişen bir tür, yine çabuk dağılıyor.

Bunların haricinde de türler var elbette. Bir gün bir patatesçi ile daha ayrıntılı bir görüşme yaparsam eklemelerde bulunurum. Allah bizleri patatessiz bırakmasın diye ümit ediyor, tür ayırmadan hepsini sevelim diyerek yazıma son veriyorum. Bir de kumpirci olaydı iyiydi…
Meselâ şu adresten Tesco’nun marketlerinde satılan patatesleri görebilirsiniz:

http://www.tesco.com/groceries/product/search/default.aspx?searchBox=potatoes&search=Search&N=0&Nao=0

http://www.potato.ie/varieties/

 

Fotogünlük #52 – İrlanda Gannet’ı ve Bir Misafir

Posted on

2015 yazının son haftasonunda aldım elime dürbünümü, fotoğraf makinamı, attım kendimi deniz kenarına. Berbat bir yaz mevsimi geçirdiğimizi söylemiş miydim? Yaz mevsimi 90 gün ise 80 gün yağmur yağdı buraya!
Bugün ise şanslıydım, hem yağmur hem de doğal hayat açısından..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uilleann Pipes – Píb Uilleann

Uilleann Pipes

Uilleann Pipes’ın sesini duyduğumda 8-9 yaşlarındaydım, TRT’de verilen bir gösteride duymuştum. Sırtımdan ağrı bir ürperti hissettiğimi hatırlarım. O zaman adının bu olduğunu bilmiyordum ama çok etkilendiğim kesindi. 1994 yılında Riverdance, Eurovision yarışması esnasında gösterisini sunmuş ve dünya çapında patlamasını gerçekleştirmişti. Bu gösterilerle İrlanda müziğini, çalgılarını ve danslarını çok daha fazla sevmeye başladım. Ama o zamanlarda internet ve bilgisayar yoktu tabii. Televizyonda görüp duymadıkça, dinlemedikçe bu sesin, müziğin, dansın peşinden nasıl gidilecekti?

Zaman geçtikçe bilginin izinin daha rahat sürmeye başlamıştım. O sıralar Braveheart da gösterime girmişti. Hepimiz özgür İskoçya için mücadele etmiştik filmi seyrederken. Arkada da gayda çalıyordu. Ne kadar da büyüleyiciydi… Bu coğrafyada beni çeken bir şeyler vardı…

Bazen batının gözünden nasıl  ki her çekik gözlü Asyalı ha Çinli ha Japon sayılıyordu, İrlanda ya da İskoçya bizim baktığımız noktadan çok farklı görülmüyordu. Birileriyle sohbet edince İrlanda, İskoçya fark etmeden akla ilk gelen enstrüman gayda, kıyafet ise kilt oluyordu. Etek giyen kuzeyliler..

Hayır Uilleann Pipes, İskoç gaydası gibi değildi. Ayakta çalınmıyordu, şekli aynı değildi, sesi aynı değildi. İrlandalılar etek giymiyordu. En azından temel olarak gördüklerim, bildiklerim bunlardı. Fakat bu bilgiler o sesleri yanı başıma ulaştırmıyordu. O zamanlar, günün birinde Uilleann Pipes’ın memleketine gelebileceğimi ve orada yaşayabileceğimi nasıl bilebilirdim?

Kaynak: itma.ie – Turlogh McSweeney – The Donegal Piper

Daha geçenlerde tiyatronun önünde buranın yerel gençlik gruplarından birinde bu enstrümanı çalan bir çocuğu dinledik. Daha önce de birkaç etkinlikte dinleme fırsatımız olmuştu. Sonra Donegal bölgesinde yaz mevsiminde yapılan Earagail Art Festival kapsamında geleneksel İrlanda müziği konserleri vardı. Burada bulunan bir müzik okulunun öğretmenleri çaldı biz dinledik.

İlk kez bu konserde bu alete bu kadar yaklaştım ve yakından inceleme fırsatı buldum. Letterkenny, çok büyük bir konser salonuna sahip değil. Ufak konser salonunda en öne geçip oturduk. Videolardan, konserlerden vs. seyrederken çalmaya hazırlık aşamasına pek denk gelmiyor insan. Hani orkestra çalmaya hazırlanır, keman ses verir, herkes akordunu yapar ya, işte bu tulumun akort aşaması epey meşakatliymiş. Öncelikle bu aleti giyip kuşanıyorsun. Dizliği yerleştirmek, dirsek/körük kısmını (bellows) koluna geçirmek, tulumu (bag) şişirmek, boru kısımlarının (drones) kontrolü, üzerindeki diğer tuş takımının (regulators) ayarı, flüt (chanter) kısmının ayarı derken epey işle uğraşılıyor. Her yerinden ayrı bir ses çıkıyor aletin. Ne kadar da ayrıntılı bir çalgıymış meğer. Flüt kısmından melodi elde edilirken flütün ucunu dizdeki deri kumaşa değdirerek kapatıp açmak suretiyle farklı bir ses aralığı sağlanıyor, parmaklar flütte, dirseğin biri tuluma hava veriyor, diğer dirsek tulum kısmını tutuyor, hava üfleyen kolun bilek kısmı aletin üzerindeki tuşlarla ayrı bir ses çıkarıyor, bazen elin biri serbest kalıp oraya destek veriyor. Hayranlığım katlandı.

(Bu arada terminolojime kulak asıp güvenmeyin, müzikle ya da enstrümanlarla herhangi bir şekilde profesyonel bir bağım yok. Kendimce yazıyorum kelimeleri. Bahsettiğim işlemlere, enstrüman parçalarına Türkçede verilen terimler varsa öğrendiğimde düzeltirim.)

Bu arada o kadar dirsek dirsek dedik; Uilleann, İrlanda dilinde dirsek demek. Enstrüman, adını çalınış şeklinden almış. Yukarıda anlattığım gibi hava, dirsekteki pompa görevi gören kısımla kontrol ediliyor. Türünün en gelişmiş ve teknolojik olanı bu tulummuş. Oturarak çalınıyor, bu sebeple de genel olarak kapalı alan çalgısı olarak kabul ediliyor. İrlanda savaş tulumları bu yönüyle Uilleann Pipes’dan ayrılıyor. Amacım bu tulumlar, gaydalar arasındaki farkları, benzerlikleri ayrıntılı ve ansiklopedik bir şekilde yazmak olmadığından işin bu kısmına girmiyorum. Yetmiş kadar türü varmış bu tulumgillerin.
60’larda 70’lerde Uilleann Pipes artık çalınmaya çalınmaya yok olma, unutulma noktasına gelmiş. Daha sonra birkaç müzisyen bu kültürü yeniden canlandırmışlar, sonra da hızlı bir şekilde tırmanışa geçmiş. Ne iyi etmişler… Üzerinde ustalaşması en zor çalgılardan biri olarak kabul ediliyor. İrlandalı müzisyen Seamus Ennis bu alette ustalaşana kadar en az yirmi yıllık bir hazırlık dönemi olduğunu söylemiş meselâ. Görünce hak vermedik değil hani.

Bu çalgının özellikleri hakkında aşağıdaki bağlantıdan bilgi edinebilirsiniz:

http://pipers.ie/resources/instrument/

http://www.irelandseye.com/aarticles/culture/music/traditional/ulil.shtm

Bu hikâyede duyup da peşinden gittiğim tek enstrüman uilleann pipes değildi, yanında bir de bodhrán vardı. O da başka bir yazıya artık.

***

Aşağıdaki linklerden bazı Uilleann Pipes örnekleri dinleyebilirsiniz.

Doinna by John McSherry

Caoineadh Cu Chulainn – Davy Spilanne (Riverdance) –

John McSherry ve Francis McIduff

Bu video da gittiğimiz konserden:

Videonun başında akort sürecini de görebilirsiniz biraz. Ceol Na Coille – Earagail Art Festival