Category Archives: Yiyecek İçecek

Comté Peyniri

Doğu Fransa çayırlarından, bayırlarından sesleniyoruz. Yöresel bir peynir ile karşınızdayız.

Fransa’nın doğusundaki Franche-Comté bölgesinde, preslenmiş ve pişirilmiş telemeden yapılan, dış kabuğu kısmen alınmış, sert, pütürlü ve rengi parlak sarıdan kahverengiye kaçan inek sütü peyniridir Comté.
Eski çağ yazarlarının, özellikle de 15.yy ve hatta 19.yy yazarlarının da dile getirdiği üzere 11. yüzyıldan bu yana, bu bölgenin çiftçileri, farklı sürülerden günlük olarak süt toplayıp, tekerlek comté peynirini yapmak için bir araya gelirlermiş. Keyifli gibi geliyor gözümde canlandırınca; Heidi ve Peter, çayırlarda koşmaca, tekerlek peynirler yuvarlamaca🙂


Montbéliard ya da doğu Pie Rouge gibi yörelerdeki süt veren safkan ineklerin adlandırıldıkları bölgelerden gelen otlarla beslenerek verdiği sütten hiçbir katkı maddesi olmadan üretiliyor. Tabii günümüzde çakallık seviyesi ne noktadır emin olamıyorum. Neyse, art arda iki kere sağım yapıldıktan sonra süt, büyük bakır kaplara boşaltılıyor. Burada doğal mayalanma yoluyla telemeye dönüşüyor. Bu teleme yani pıhtılaşmış süt, yüksek sıcaklığa dayanabilen termofil bakterilerden arındırılabilmek amacıyla 45 dakika boyunca 53-55°c’de pişiriliyor. Daha sonra süzülmek suretiyle preslenip kuru olarak veya salamura yapılarak tuzlanıyor. En az 120 günlük bir olgunlaşma süreci boyunca düzenli olarak çevrilerek dış yüzeyi temizleniyor. Son olarak da çapı 50 ila 75 cm, boyu da 8 ila 13 cm arasında olacak şekilde sıkıştırılarak dairesel şekil veriliyor. Kısaca hikâye bu.

Tatma ve tanıma hususuna gelince; deliksiz ya da az deliksiz oluyor. Telemenin kışın sarımsı olan rengi otlatma zamanında daha belirgin bir sarıya dönüşür. Yumuşak bir yapısı vardır, aroması da çok güçlü değildir bu sebeple koklayarak tanımak güç olsa da farklı bir koku zenginliği var denebilir. Ay ne bileyim Vedat Milor’a sormak lâzım. Ne çok ağır ne de çok hafif bir tadı vardır. Kavrulmuş meyve, çiçek, bitki ve süt aromalarından oluşan bir tat yelpazesine sahiptir. Tereyağlı reçel anlatıyor gibi hissettim bu cümlede, nitekim ben bunu bir tadımda söyleyemedim. Yazın yapılan comté peynirlerinde meyve aromaları görülürken, daha açık renkte olan kış comtéleri daha ziyade fındık, bitkisel ve kavrulmuş meyve aromalı oluyorlarmış.

Aperitif olarak, tatlı yanında servis edilebileceği söyleniyor fakat peynirin hayatımdaki yeri bu yönde olmadığı için pek ilgilenmedim esasen. İlgili yörede bulunurken hafif bir kırmızı şarap, sek beyaz şarap veya şampanya seçenekleri ile servisi yapılmıştı. Bir peynir için istisna olarak deniz ürünleri ve balıkla değerlendirilmesi mümkün olduğu da belirtilmişti. Sevenlerine iletmiş olalım.

Güzel meslek ve gezi hatıralarımdan biriydi bu. Keyifle yaptığım bir çalışmaydı, uzun zaman sonra bu şekilde paylaşmak denk geldi. Olur da Doğu Fransa’ya yolunuz düşerse yeme şansınız olur belki.

Şurada yapımı ve tanıtımı üzere çok keyifli Fransızca bir romancık var.

Ayrıca bilgi dolu güzel bir web sitesi mevcut. İncelemek isteyenler için: http://www.comte.com

Nostaljik Reklamlar #3

Posted on

Yaz geldi, sıcaklar bastırdı. Bazen o kadar sıcak oluyor ki insan adeta susamaktan yoruluyor değil mi? Yoo dostum, unuttuğun bir şey var;

Fanta o kadar güzel ki susamak zevk oluyor.


(büyük boyut için fotoğrafa tıklayınız)

Hehe, Nostaljik Reklamlar Serisi‘ne hoşgeldiniz. Uzun bir ara oldu farkındayım ama bu esnada boş durmadım buna emin olun! Bu yazıda reklamını tanıtacağımız ürün Fanta. Hem de eşsiz Türk Portakalı tadıyla😀

Reklamımızda abartı yine son raddede kullanılıyor. “bol bol fanta içiniz”, “sık sık fanta ikram ediniz”, “Fantanın her damlasında güneşin bereketi var”.. Meğer Fanta asrın buluşuymuş da bizim haberimiz yokmuş. Reklam maskotunun ağzına aynı anda iki şişe sokmaya çalışması da son noktayı koymuş bence🙂

Altta görülen reklamı yorumlayacak olursak; maskotumuz balığa çıkmış, av rast gitmiş ve bir deniz kızı yakalamış. Bakmış bu yenmez bari Fanta ikram edeyim demiş.

Maskot da pek yaratıcı bu arada, humm aslında o portakalda biz varız arkadaşlar, reklamın yayınlandığı dergi tarihinin 1968 yılı olduğu düşünülürse, ben ve yaşıtlarım o zamanlar hepimiz portakalda vitamindik🙂

Hadi sağlıcakla kalın!


(büyük boyut için fotoğrafa tıklayınız)

Fotogünlük #9 – Erik

Posted on

Bir erik delisiyimdir, bu ağaç çocukluğumdan beri bahçemizde ve her yıl dallarını yerlere değdirtecek ağırlıkta meyve verir. Şubat ayında meyvesini vermesi ile atarım ağzıma, ohhh derim bahar geliyor! Kırmızı olduğuna bakmayın oldukça sert bir halde şu an, çok ekşi de değil tatlı da, tam ideal yeme anında.
Afiyet olsun..

Şu Sıralar..

Şu sıralar en çok sevdiğim abur cubur Maretti Bruschette. Çalışırken yemek için şirketin oradaki benzinlikte gördüm ilk. Paketiyle falan pek cazip görünüyordu. Karışık sebzelisini (Mixed Vegetables )aldım. Bittiğine nasıl üzüldüm anlatamam. Çok leziz bir yiyecek kesinlikle. Birini ağzıma atıyorum diğerini istiyorum. Fotoğraflarda gördüğünüz üzere minik ekmek dilimi şeklindeler.

Benzinlikteki stok bitince sağda solda arandım ama pek göremedim. Daha sonra Rossmann ve Gratis‘lerde buldum. Şimdi sırf onu almak için gidiyorum bazen bu dükkanlara.

Karışık sebze dışında peynirlisi, domatesli zeytinlisi var ama denemedim onları. Sevdiğim türünden gidiyorum şimdilik. Cips, çerez ve benzeri atıştırmalıklar karşısında çok iyi bir seçenek bence. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Şu sıralar en çok sevdiğim içecek ise Dimes Buzz Ekşi Elma..

Normalde elma suyuyla çok sıkı fıkı değildir aram. Geçen gün buzdolabında gördüm. Başka da içecek bir şey yoktu, koydum bir bardak. Normal elma suyu gibi şeffaf koyu sarı renkte değil, çok çok hafif yeşilimsi sarımsı şeffaf bir rengi var.

Ekşiliği çok kıvamında olmuş benim için. Bayıldım doğrusu. Tam yaz içeceği. Migros’a Kipa’ya falan gittiğimde alacağım bir kaç tane dursun🙂

 

 

 

Yiyecek içecek haricinde şu sıralar fırsat buldukça okuyabildiğim kitap Tam Benim Tipim. Simon Garfield yazmış.

Ön ve arka kapaklarında da belirtildiği üzere bir font kitabı kendisi. Yazı tipleri ile ilgileniyorsanız çok beğeneceğiniz bir kitap olacaktır, aksi hâlde ‘bu ne yaaa?!’ deyip bırakabilirsiniz bir çırpıda. Vaktim olursa daha ayrıntılı bir inceleme yapmayı isterim esasen ama şu an pek uygun değil ne yazık ki..

Ancak anlatım itibarıyla parça parça okunabilecek gayet güzel bir başucu kitabı olabilir. Sürükleyici bir bağlayıcılığı ya da bağlantılı konuları yok. Şu anki yaşam tarzıma cuk diye oturuyor bu yönüyle. Feribotta, durakta, beş on dakikalık bir boş anımda bile çıkarıp okuyabiliyorum rahatlıkla.

Vakt-i zamanında yazmış olduğum tezde de değindiğim konuları görmek okumak, hikâyelerini öğrenmek cidden çok keyifli. Yazı karakterleri birer canlı varlık olup gözünüzün önünde hareketleniveriyor adeta. Gözünün gördüğüne bir başka gözle bakıyorsun ister istemez. Yazı ve matbaanın gelişimi, karakterlerin günümüze gelişi, bilgisayarlara yerleşmesi, biçimlerinin özelliği, yorumu.. Keşke tez yazdığım sıralarda çıksaydı da hem kaynak, hem de burun kıvıranlara kapak olsaydı.🙂

Yukarıda verdiğim linkten arka kapak yazısını da inceleyebilirsiniz.

Menekşe Şekeri

Menekşeyle olan tuhaf yakınlığım malumunuz. Ha bu bağ nedense bir türlü çiçeğin kendisiyle olmadı o da ayrı tuhaf. Güzel mi güzel, ama evimde menekşelerim olsun diye bir ısrarım olmadı. Daha ziyade menekşeli şurup, menekşeli dondurma, menekşe şekeri, menekşe rengi vs. şeklinde dolaylı bir menekşe sevgisi söz konusu. Gelin görün ki yurdum topraklarında bolca menekşe yetişmesine rağmen menekşeli ürünler yok pek. Ne sakız, ne şeker ne şurup… Sebebin, çiçeğin türünden olduğunu duyduğumu hatırlıyorum ama ayrıntılarını bilemiyorum.

Bu gidişle balkonda menekşe yetiştirmeye başlayıp başka işlere girişebilirim gibi hissediyorum🙂 [Bende de zaman çok bol ya neyse]

 

Efendim, denizbörülcesi’nin bir tanıdığı Bulgaristan’a gittiğinde menekşeli şeker getirmiş. Bir gördüm, eneee… Nasıl bir sevinç. Eflatun renkli şekerler. Tadı çok güzel gerçekten. Şeker olarak görüntüsü de hoş duruyor. Ancak art arda yenince bayağı bir ağır geliyor insana. Ben ilk yediğimde 3-4 tanesini birbiri ardına götürünce bir süre canım istemedi yeniden yemeyi. Düşünün yani🙂 Arada bir ağza atımlık için ideal.

Balkan bakkallarında, pazarlarında satılıyormuş. Ben de şöyle bir sitede buldum kendisini. Adı Temenujka Bonbon [Bulgarca: Бонбони теменужка]. Temenujka da menekşe demek oluyor gördüğüm kadarıyla.

http://www.balkanpazari.com/open/index.php?route=product/product&product_id=83

İçeriğini okuyamasam da şöyle tariflerde kullanmışlar. Yerken nasıl olur bilemiyorum ancak değişik görünüyor.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 111 takipçiye katılın