Category Archives: Köken Bilir Misiniz

Köken Bilir Misiniz? #14 [Ada]

Aylar yıllar oldu bu başlık altına yazmayalı. Bugün buradaki bir sahafta, rafların en dibine konmuş sözlükleri, sekiz olmuş şekilde inceliyordum. Ne demişler sözlük rafların en altına sıkışmış bile olsa çıkarın ve okuyun. Neyse, dükkân sahibi bu kitap aşkımı ödüllendirmek için -belki de hâlime acıdı, bilemiyorum- bir fincan çay ikram etti ve muhabbet açıldı. Sözlükler, sözlükçülük, neden, nasıl derken konu İrlanda ve island kelimelerinin kökenine geldi. Bu kelimelerin anlamı ne? Aralarında bağ var mı yok mu? Her fincan çayın, kahvenin ucunda böyle keyifli sohbetler olsa…

Hem mevcut sözcük bilgimden, hem de hâli hazırda elimde tuttuğum etimoloji sözlüğünden faydalanarak konuyu masaya yatırdık. Buraya da aşırı ayrıntıya girmeden aktarmaya çalışacağım.

İrlanda’nın kökenine sonra değiniriz, nitekim pek bir bağları yok. Ada anlamına gelen İngilizce island kelimesinden yola çıkalım.

Öncelikle island kelimesi içideki s harfinden ötürü Fransızcada da kullanılan île, isle kelimesiyle karıştırılıyor ancak köken olarak bağları yok. Yazının sonuna doğru açıklaması mevcut.

island, Orta İngilizcede, Anglo-Sakson dilinde iland, igland, ealand olarak kullanılmış.

ig (ada)+ land (kara, toprak)   Yani tüm gezegende bolca bulunan ada için su ve kara kelimelerinden bir kelime yapmak çok şaşırtıcı ve uzak değil.

ig‘in içine giriyoruz:
Anglo-Sakson dilinde ieg, ég şeklinde yazılıyor ve
İzlanda dilinde ey,
Germen dilinde aue ( su kenarındaki çayırlık alan),
Danimarka ve İsveç dillerinde ö (ada) şeklinde yazılan kelimelerle aynı kökeni paylaşıyor.

Bu kelimeler de Ön Hint Avrupa dilinde su anlamına gelen ahwia, ahwa kelimesinden geliyor.
Anglo-Saksonlar demiş, Gotlar ahwa olarak kullanmış, eski Germen dilinde aha denmiş, Latincede ise daha aşina olduğumuz aqua kelimesi kullanılmış.

Özet olarak i-land, igland, ealand [su+toprak,kara] şeklinde bir araya gelerek ada anlamına gelen kelimeyi oluşturuyor.
Türkçedeki ada kelimesinin kökenine bunlara ulaştığım kadar çabuk ulaşamadım, ulaşamıyorum, elimin altına onlarca kaynak serilmiyor. Çok üzücü! Ancak Ön Hint Avrupa kökenli ahwa, ahwia kelimeleri ada kelimesine de köken olmuş olabilir. En azından ses olarak çok uzak gelmiyor kulağ(ım)a. İşin uzmanına sormak gerek.

etimolojiturkce.com, ada kelimesi için Ana Türkçe bir sözcükten evrilmiştir demiş.
adag “aynı anlamda” [ İbni Mühenna, Lugat (1300 yılından önce) ]
atov [ Codex Cumanicus (1300) ]

örneklerini vermiş. Kaynak olarak da “Site içeriği Etymonline, NişayanSözlük ve Wikinationary içeriğine ve çevirilerine dayanmaktadır.” demiş (Cümle olduğu gibi kopyalanmıştır). Ancak tatmin edici ya da açıklayıcı bilgiler vermiyor.

Bilenler ayrıntılı şekilde bilgilendirirse bu konuyu da aydınlatıp yazarız buraya.

Diğer taraftan yine İngilizcede (isle), Fransızcada (isle, île -i harfi üzerindeki şapka, vakti zamanında bu harften sonra s harfi olduğunu gösteriyor-), İtalyancada (isola) kullanılan Latince kökenli kelimeye gittiğimizde başka bir dünyaya giriyoruz.
Kökende yine ada, adayla ilgili, adaya ait anlamında kullanılan Latince insula, insularis kelimesi var. O da kuvvetle muhtemel açık denizde, denizde olan, açık denizdeki anlamlarına gelen in salo yatıyor. Salo, açık deniz, büyük deniz anlamındaki Latince salum‘dan geliyor.
Eski Fransızcada île şeklinde kullanılıyor. Sonra s sesi yeniden geliyor. Günümüzde Fransızcasında yeniden kayboluyor.
Bu kelimeyi yarımada anlamındaki peninsula’da görüyoruz meselâ. İnsülin kelimesinde görüyoruz. Pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılandığı için bu adı almış.
İtalyancada isola şeklinde kullanılan kelimeden, mimarlık terminolojisinde ayrılmış, bağımsız anlamlarına gelen isolato kelimesi türüyor. Bu, ayrı tutmak, izole etmek, tecrit etmek, yalnız bırakmak, ayırmak, yalıtmak vb. anlamlara gelen insulate, isolate olarak İngilizcede kullanılıyor. Elbette bu sözcükler Fransızcada, İspanyolcada, birçok dilde ve hatta Türkçede de kullanılıyor ancak hem beni bu noktaya getiren sohbet İngilizce gerçekleştiğinden, İngilizce island kelimesinden yola çıkıp ona ulaşmaya çalıştığımızdan ve kaynak sözlüğümüz İngilizce etimoloji sözlüğü olduğundan İngilizcedeki kullanımına göre şekillenmiş bir yazı oldu.

Çok şaşırtıcı, maceralı bir kelime sayılmasa da bugünkü sohbetin ve üzerinde yaşadığımız adanın hatırına uzun süredir yazmadığım bu başlığa iki satır yazmak istedim.

Kaynaklar:

The Concise Dictionary of English Etymology (Wordsworth Reference)  Walter W. Skeat

http://dictionary.reference.com/browse/island

http://www.etymonline.com/index.php?term=island&allowed_in_frame=0

http://www.cnrtl.fr/definition/%C3%AEle

http://www.etimolojiturkce.com/kelime/ada

Köken Bilir Misiniz? #12 [Şanzıman]

Bayağıdır yazamıyordum, zamanım yine dar da olsa bir şeyler yazmak istedim.

Şanzıman kelimesini araç kullananlar daha iyi bilirler. Şanzımanı dağıtmak deyimini de sıklıkla kullanıyoruz ayrıca. 🙂

TDK, “Motorlu taşıtlarda motorun yükünü azaltarak güç aktarma organlarına veren, arabanın istenen hızda hareket etmesini sağlayan dişliler topluluğu” olarak tanımlamış.

Şanzıman, dilimize Fransızca “changement” [şanjman okunur] kelimesinden geçmiş. Tanımında yer aldığı üzere istenen hız için vites kolu (Vites de Fransızca ayrıca, hız anlamına gelmekte) aracılığıyla değiştirme işlemi yapılır araçta. İşte bu ‘değişilik’, ‘değiştirme işlemi’, changement dır. İngilizce bilenlere “change” sözcüğünden de tanıdık gelecektir.

Changement, değiştirmek anlamındaki changer fiilinden türetilmiştir. Fransızca telâffuzda bu changement kelimesi, şanjman olarak okunduğu gibi bazen aradaki e sesi hafif uzatılır ve Türkçede şanjöman, şanjıman, şanjuman olarak yazılabilecek bir şekilde okunur. Bu uzatmayı Fransızca şarkılarda bol bol duyabilirsiniz.

Bu sebeple bizim dilimize de şanzıman (şanzman biçiminde de duyuyoruz) olarak geçivermiş. J‘ler Z’ye dönüşmüş. Şanjıman olmuş şanzıman 🙂 Bilimsel açıklamasını tam olarak yapamayacak durumda olsam da bizim dilimizde bu j-z olayı sıkça görülmekte. Oksijen okşizen, şarj şarz oluyor malumunuz. Bu telâffuzları nice Türkçe öğretmeninden, diksiyonuyla övünen nice kişiden duymuşluğum vardır. Yıllar yıllar sonra sözlüklere de bu şekliyle geçerse, bu okunuşlar da resmî olarak kabul edilirse çok şaşırmayacağım.

Bir ‘değişiklik’ hikâyesi okudunuz en kısasından. Şanzımanı dağıtırken aklınıza gelir belki. Yararlı olabildikse ne mutlu..

Başka kökler mi arıyorsunuz? Buradan buyurun..

Köken Bilir Misiniz? #11 [Kürdan]

Selamlar,

Ben kürdan kelimesini yabancı dil öğrenene dek gayet Türkçe bir kelime zannederdim. Ne bileyim ü harfi falan gayet bize aitmiş gibi gelirdi. Koskoca Ü yani.  Ayrıca çocukken insan pek sorgulamıyor kelimelerin nereden geldiğini. Zihinde bir şekle denk gelsin yeter. Sonra yabancı dildeki kelime dağarcığım geliştikçe, yeni ampüller yanmaya, şimşekler çakmaya,  jetonlar düşmeye, develer tellal, pireler berber olmaya başladı [Evet bu karmaşık duyguların hepsini bir arada yaşadım, hepsi aynı anda oldu :P]. Gözlük, gözle ilgili, tamam anlayabiliyoruz bunu ama bu kürdanın dişle olan olayı neydi ki acep? Evet yıllar boyu geceleri bu konuyu düşündüm 😛 Sonra önlüğümü giydim ve doğru labaratuara.. Tüplerle çeşitli karışımlar yaparken.. ‘Yoo dostum yoo ‘.. Bu, resmen bitişik bir kelimeydi. Ve inanmayacaksınız ama yine Fransızca. Büyük bir hayâl kırıklığı… Bir küçücük çöpe, sapa bile bir kelime bulamamış mıyız? Tüüüü..

Diş karıştırcı, o minik çöp için çok uzun bir tamlama olmakla beraber “Afferdersiniz diş karıştırıcınız var mı acaba?” cümlesini duymuşluğum büyük anneannemin ağzından “son kertede içtengelimsel bir dışavurumun izdüşümüydü tüm bunlar” cümlesini duyduğum kadardı işte. Cevap da hep “Hö?” olmuş, kürdan deyince genç dimağlar aydınlanmıştı. Diş çöpü gibi karşılıklar da en sık duyulanlar arasındaydı ama kürdan her daim liste başıydı.

Peki nereden geliyordu? Yıl 1416.. Fransız bir dük, elinde bir çöp diş temizliyor. Çok elit bir şahıs kendisi malumunuz :).
Kendi dilinde gayet olağan bir kelimeyle anlatıyor derdini: Cure-dent.
Cure (kür okunur), Fransızca curer (küre okunur) fiilinden geliyor; o da bakmak, özen göstermek, temizlemek, tedavi etmek anlamlarında kullanılan Latince curare fiiline dayanıyor. Curer Fransızca sözlükte, “Yabancı cisimleri bulunduğu yerden çıkarmak, kazımak suretiyle bir şeyi temizlemek” şeklinde tanımlanmış. Evet anlam bu kadar net açıklanmış. Kürtaj kelimesi de bu anlamıyla tanıdık gelecektir size. Ayrıca manikürü, pedikürü, sağlık kürlerini, bakım kürlerini bilirsiniz. Tedavi, bakım anlamına gelir burada kür. Hatta bu durumda bakım kürü deyince az biraz ironik oluyor. Hatta kürek, kar küremek falan da mı buradan geliyor diye ürperdim ama TDK ‘bize öyle bir bilgi gelmedi’ diyor. Ha kökenini de açıklamıyor o ayrı. Anadolu’nun bağrında yaşayan yurdum insanı “gar güredim” dediğinden, nispeten rahat bir soluk alıyorum şu an 🙂
Dent [dan okunur] kelimesini ise İngilizce’den de biliyorsunuz zaten, diş demek kendisi. İşbu kelimeler Voltranı oluşuturunca da ortaya ‘diş temizleme, diş temizleyici’ gibi bir anlam çıkıyor. Arka planda işin sağlık, bakım kısmı da vurgulanıyor hem.
Bir minik kürdan için bu kadar laf olur muymuş? Oluyormuş işte. Çöple, sapla böyle uğraşabiliyor insanlar 🙂 Ayrıca diş temizlemenin dışında da işlevleri mevcut, ben o kadar lâf ettim bakın adamlar kuleler, köprüler yapmış. Çöp deyip geçmeyeceksin azizim.
http://www.bildirgec.org/etiket/k%C3%BCrdan

Köken Bilir Misiniz? #10 [Sekreter]

Bayağıdır yazamıyordum bu bölüm için. Gerçi bir tek bu bölüm değil genel olarak kafamda biriken onca konudan çok az bir kısmını yansıtabiliyorum bloga ne yazık ki.. Bugün yolda eve dönerken dinlediğim şarkıda geçen Latince bir kelimeden aklıma geldi sekreteri yazmak.

Sekreter, Latince secretarium kelimesinin Latin dil ailesindeki Fransızca’ya geçmiş şekli olan secrétaire kelimesi aracılığıyla Türkçe’ye giriş yapıyor. Türemiş bir kelime kendisi. İçinde çok iyi bildiğiniz bir kelime barındırıyor: Secret  [İng. secret, Fr. secret, İsp. secreto İt. segreto] Giz, sır, gizli, saklı, mahrem, bilinmeyen vb. anlamlara geliyor bu dillerde.

Secretarium, Latince secretus + –arium bileşiminden oluşuyor.

Secretus, ayrılmış, farklı, ayrı; tenha, uzak, yalnız, ıssız, saklanmış, gizli; seyrek anlamlarına geliyor. Secre, segre biçimlerinde karşılaşmak mümkün. Nitekim İtalyanca’da segreto şeklinde kullanıldığını gördük.

arium ise  – ile bağı olan, bağlantılı, ilgili şey ya da yer anlamlarına gelen bir ek. İngilizcede -ary, fransızcada –aire, İspanyolca’da –ario şeklinde görürsünüz bu soneki.

Secretarium, gizli, ıssız, ücra yer; [Fr. sacristie/ İng. sacristy/ Tr.’de sakristi olarak geçebiliyor] kutsal kaplarla ayin elbiselerinin korunduğu ve rahiplerin ayine hazırlandıkları ayrı oda, hâkimlerin toplandığı oda, mahkeme anlamlarında kullanılıyor.

Latin dillerine geçtikçe anlamı farklılaşıyor ve değişikliklere uğruyor zamanla tabii ki. Ne anlamlarda kullanıldığı çok daha ayrıntılı tanımlanmakta ancak sıkıcı olmaması amacıyla çok genel bir çerçeve ile yazıyorum buraya. Ortaçağ başlarından günümüze dek bir düşünün yani.. 🙂 Hatta bakınca, bugün bile TDK‘da yer alan “Özel veya kamu kuruluşlarında belli bir makama, kişiye yardımcı olmak amacıyla haberleşmeyi sağlayan, yazışma yapabilen görevli” anlamından çok daha geniş görev tanımını yerine getiriyor sekreterler.

Neyse başa dönüyorum dağıtmadan. 1330’larda kullanılan anlamı sır tutan, sırdaş demek oluyor. Çalıştığı kişinin sırlarını, her türlü belgesini, işini, sözünü koruyan kişi sekreter. Bugünkü yansımalarından bir hayli farklı değil mi? Özel danışman, gizli yazıcı, memur gibi anlamlarda kullanılıyor zaman içinde. Aynı zamanda (-arium ekindeki anlama bağlı olarak) bir takım yazıların, belgelerin saklandığı, muhafaza edildiği yer olarak da geçiyor. Esasen sözcük yüzyıllarca esas anlamından pek sapma göstermemiş. Tüm sözcüklerde sır saklanan yer anlamı bir şekilde geçerli.

Yabancı dil öğrenmeden önce bu kelimeler pek bir şey ifade etmiyor bizim için. Sekreter kelimesini öğrenince kafada sabit bir şey canlanıyor. O sebeple yabancı dil öğrenip de bağlantı kurmaya başlayınca ayrı bir aydınlanma yaşıyor insan. Ben her daim bu aydınlanmadan acayip bir keyif aldım. Bir anda zincirleme biçimde sözcükler, olaylar, yıllar bağlanıveriyor. Çok değişik, güzel ve ilginç.

Bu bağı başkasına anlatmak da büyük keyif benim için. Meselâ, ders verdiğim öğrenciler, yabancı dil dersinde meslekleri öğrenirken büroda, masa başında, bilgisayar ve daktiloyla meşgul kadın resmi altına düşünmeden sekreter yazıveriyor.  Doğru mu? Doğru. Ama onlardan, bildikleri bir kelime olan secret ile bir kez daha düşünmelerini istediğimde, yüzlerindeki şaşkın gülümsemeyle ‘aaaa gerçekten’ demeleri çok hoşuma gidiyor. Hiç unutmuyorlar sonra bu dilsel seyahatlerini. Böyle işte.. Bir sekreterden nerelere geldik. Başka bir kelimede görüşmek üzere 🙂

Köken Bilir Misiniz? #9 [Supangle ]

Selamlar,

Bugün belki de çok sevdiğiniz bir tatlıdan bahsediyoruz. Adını yurdum pastanelerinden süphangle, supangülü vb. şekillerde okuduğunuz, içinde bir kek ya da bisküvi parçası üzerine de çikolatalı puding gibi bir kremayla hazırlanan bu tatlı dilimize Fransızca’dan geçmiş.

Fransızca’da soupe anglaise (supanglez okunur) şeklinde yazılan bu tatlı, İngiliz Çorbası anlamına gelmektedir.  Evet bizim tatlı dediğimize onlar çorba demektedir. Neyi amaçlamışlardır bilemiyorum doğrusu. Gerçi Bu soupe kelimesinin salça gibi bir anlamı da mevcut. Salça deyince de onlar sadece biber ve domates salçasını akıllarına getirmiyorlar. Böyle püre kıvamında elde edilen puding, sos vb. maddelere de salça diyorlar. Fakat yazılı kaynaklarda çorba anlamına yapılan vurgular daha yüksek.

Fransızca’dan geçmiş diyoruz ama onlara da İtalyanca’dan geçmiş:  Zuppa Inglese. Kelime anlamı yine aynı, İngiliz Çorbası. Olay, ülkeden ülkeye atlayınca ilk olarak nasıl vuku bulmuş, neden böyle olmıuş, nasıl başlamış bilemiyorum. Bununla ilgili net kaynaklar da bulamadım. Olayda bir İngiliz parmağı var gördüğümüz üzere ama İngilizceye gittiğimizde bu tatlı bizim karşımıza trifle olarak çıkıyor. Şimdi İngiliz’in trifle dediğine İtalyan dudak büküp “Bu ne beaa, dandirik çorba bu, böyle şey mi olurmuş?!” deyip tatlıya İngiliz Çorbası, salçası mı diyor acaba? Bunu duyan Fransızların da hoşuna gidiyor, onlar da kendi dillerinde aynı şeyi demeye başlıyorlar.. Bu böyle gidiyor sanırım. Ancak tatlının hâlâ var olması ve bizim bunu konuşuyor olmamız da ayrı bir nokta tabii neyse..

Bu arada Zuppa Inglese tariflerine bakınca bizdeki gibi sadece kek üzerine puding söz konusu değil. İçinde meyveler, şekerler olabiliyor ya da çikolatalı sos yerine farklı kremalar konabiliyor. Tarifler çok çeşitli.

Ne diyelim efendim, herkesin supanglesi kendine.. Ben sadece, ilk öğrendiğimde tek kelime olarak bildiğim bu tatlı adının aslında iki ayrı kelime olup anlamının da İngiliz çorbası olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Sizinle de paylaşmak istedim. E bunun hatrına akşam bir supangle yersiniz artık..

Zuppa Inglese tariflerinden bir fotoğraf