Category Archives: Gözlem

Aydinlik, Gayda ve Ekose Etekler…

Posted on

Aylardan Haziran. Zifiri karanlik gormeyeli neredeyse 1 ay olmus, tamam bi Izlanda bi Norvec degil ama yatiyorum etraf aydinlik, kalkiyorum daha aydinlik.
Arkadas bu hava hic mi kararmiyor? Acaba bu durum fotosentez alemini nasil etkiliyor? Hava kararmadigi icin 24 saat oksijen uretmek bitkiler aleminde nasil karsilaniyor? Ben olsam kendimi istismar ediliyormus gibi hissederdim orasi kesin.

Alarm gece 02:00’de caldi. Odalardan gelen off puff! seslerinden sonra cantalarda son kontroller yapildi ve cabuk bir kahvalti sonrasinda 1 saat surecek ve bizi Fanad Deniz Feneri’ne goturecek olan yolculuga basladik. Saat 04:00’te deniz feneri civarinda mekan secmeye calisiyorduk. Uzerimizdeki bulutlar yogun bir gun trafigi gibi sabit hizla devam ediyor, ufukta ara ara gokyuzu gorunuyordu.

D8E_7565-1

Uykuya dalmadan once bir mesaj; Kuzey Irlanda – Lurgan’daki Pipe Band Championship (Gayda Bandosu Sampiyonasi) etkinligi davetiyesi.. Eh, gune bu kadar erken basladik oraya da gideriz diyerek 2 saatlik uykumuza daldik. Alarm 09:00’da caldi, hava hala aydinlikti. Bu defa hedefimiz Kuzey Irlanda’daki Armagh Gozlem Evi. Bizi davet eden Onur’u da ekibe katip Lurgan’a vardik. Irlanda seruvenimizde su ana kadar gordugum en uzun kaldirim kenarina park etmis araba kuyrugu da buradaydi. Park etrafinda park yeri ararken bandolarin sesleri duyulmaya baslamisti. Farkinda degildim belki ama dakikalar sonra hayatimda hic bu kadar etekli erkegi bir arada gormemistim’den baska bir sey dusunemeyecektim.

pipe-band-championship

Sonra bu dusuncelerimi pipe bandosu sesleri sayesinde duyamamaya baslayacak, kendimi Iskocya cayirlarinda hissedecektim. Tabi bu hissiyatta ikide bir kafama koluma o an masum gorunen ancak etkisi bir ay suren isiriklar konduran kahrolasi midge’lerin de etkisi buyuktu.

Coluk cocuk, genc yasli, cumbur cemaat etek giymis. Ben ilk defa esofman altimla bir ortamda siritiyorum. Onur mesela sort giymis, dikkatli bakmayinca kamufle olabiliyor. Tabii midge’ler ona saldirmiyor, bu midge’lerin benle ne alip veremedigi var yahu!?

Muzik sahane, coskulu, yogun!.. Artik ben de icimden eslik ediyorum, hatta bizim grup -Asena, Monika, Onur- kafayla, ayakla melodiye tempo tutuyor. 20 dk sonra kafamizda tek bir melodi var. Tum bandolar ayni marsi caliyor. Arkadaslar repertuvarinizdaki baska sarkilari da calabilir misiniz? Sesten duyulmadi istegim, neyse.. Bence gayda bandosu ile gunumuz pop muziginden ornekler de denenebilir. Tabii icinde bulundugumuz bu her yil duzenlenen etkinligin amaci, 20 civarindaki sehrin gayda bandolarinin, toplamda 4-5 marsta mukemmelligi aramasi olmasaydi onerim belki kabul gorebilirdi.

Etkinlik neredeyse tum katilimcilarin bir odul kazanmasi ile biterken, her bireyi ekose etekli bir grup erkegin olanca testosteronlariyla oynadiklari futbol oyunu hafizamin derinliklerine yer etmekle mesguldu.

Etkinlik alanindan ayrildik, bulutlar aralanmis, hava hic olmadigi kadar aydinlik. Armagh’a donup Onur’u da bizle Letterkenny’e gelmeye ikna ettik. Yol boyunca ozellikle Donegal’e yaklastikca her virajda asiri modifiyeli ralli araclari motorlarindan ovunurcesine bagirarak seyrediyordu. Letterkenny’e yaklasip senede 1 defa olan o uzun trafik konvoyunu gorunce eyvahlar olsun seklinde hatirladigimiz sey ise Donegal Rally haftasonunun geldigi idi. Memleketteki tum bickin beyefendi ve hanimefendilerin Donegal’e gelip yiyip, icip, trafikte zaman gecirdikleri bu haftasonu bizim icin tum yilin en cekilmez haftasonuydu. Ustelik saat 23:00 olmasina ragmen hava da hala kararmamisti.

D8E_7651-6

Fotogünlük #53 – Hey Hey Vicky!

Posted on

Oslo – Norveç’de yer alan müzelerden biri de Viking Gemi Müzesi. Müzeden içeri adımınızı attığınız anda sizi bu güzellik karşılıyor. Bak bak bitmiyor, insanın ağzı açık kalıyor. İlk bakışta ihtişamı ile göz dolduruyor ancak gittiği mesafeleri göz önünde bulundurunca (İstanbul’a da Amerika kıtasına da gitmiş) hiç de o yolların üstesinden gelecek gibi görünmüyor.

Kendisi ile ilgili bilgiyi şu linkten edinebilirsiniz.

İrlanda’da Kuzey Işıkları

İrlanda’ya geleceğimizin belli olduğu ilk anlarda aklıma gelen ilk düşüncelerden biri ‘Acaba kuzey ışıklarını görebilecek miyiz?’ idi. Yani malumunuz en kuzey noktası 55 derecede olan İrlanda bile kuzey ışıkları için güneyde kalıyor. Ama hani biz de neredeyse en kuzey noktasında oturuyoruz, şöyle falezlerden aşağı bacakları sallandırarak sonsuz gibi görünen kuzey ufkuna doğru baksak acaba görebilir miydik?

Şu gün itibarıyla üzerinden epey zaman geçti ama Saint Patrick Günü (17 Mart) için kuzey ışıklarıyla ilgili tüm siteler alarm hâlindeydi. (Ufak bir not önceki yıl Saint Patrick Günü’nde İrlanda’da kuzey ışıkları gözlenmişti.) Kuvvetli bir güneş fırtınası olmuştu ve tüm yıl neredeyse en fazla 5-5.5 Kp seviyesi 8-9-10 Kp olacak deniyordu. (KP ne demek peki?)
Ve çok şanslıyız ki o gün hem tatildi hem de ertesi günü Özgün işe nispeten geç gidecekti. Diğer bir şanslı olduğumuz konu ise hava nispeten az bulutluydu. Esasen bulutun az olması en büyük şans oluyor sanırım. Yağmur fırtına çıkmaması, gökyüzünün bulutlarla kaplanmaması için dua ediyorduk. Gün batarken pılımızı pırtımızı alıp en kalın kıyafetlerimizi kapıp çıktık yola. Horn Head‘e gittik. Önce Dunfanaghy’deki Killahoey plajına gittik ama sahilde görmek imkânsızdı zira çılgın bir pus/sis vardı. Bırak ufku 100 metre ötesi seçilemiyordu. Hevesim acı şekilde kursağımda kaldı. Daha yüksek bir noktaya çıkmalıydık. Yollar dar, ışıksız ve ıssız ama hevesimiz büyüktü. Çıktık tepeye. Yalnız olmadığımızı görmenin sevincini yaşadık o ân.

Herkes fotoğraf makineleriyle kurulmuştu tepeye. Başımı kuzeye çevirdim ama doğuda öyle yarım saat bir saatte gitmeyecek dev bir bulut kütlesi vardı ve ufuktan yaklaşık 45-50 dereceye dek uzanıyordu. 8-9 Kp demek sadece ufka doğru bakınca değil başımızın hemen üzerinde ışıkları görmek demekti ama bunlar teorideydi. Hangi saniye ne olacağı tam kestirilemeyen bir durumdu bu sonuçta.

aurora service

Yukarıda Aurora Service – Europe sayfasının örnek bir güncellemesini görebilirsiniz. 4 kp seviyesi için böyle bir harita veriyor. 8-9 kp dediklerinde Belçika’ya Hollanda’ya Fransa’ya kadar yemyeşil idi bu harita.

Şans etkenlerinden biri de ay olmamasıydı. Şehir ışığından uzaktık, ay ışığı yoktu, herhangi bir ışık kaynağı yoktu. Şahane! İşte bu şartlarda çıplak gözle kuzeye baktığımızda gördüğümüz tek ilginç şey o dev bulutun arkasında batıya doğru uzanan beyazımsı bir parlaklık. Bilmesen bulutun arkasında ay var dersin. Çıplak gözle renkli herhangi bir şey göremedik. Yıldızlar harika görünüyordu o ayrı. Tamam heyecanla bakıyoruz, teoride neyle karşılaşacağımızı biliyoruz ama o güne dek gördüğümüz fotoğraflardan bildiğimiz durum ise, bu kuzey ışıklarının fotoğraflarının genellikle uzun poz süreli çekildiği idi.

O sırada üçayağı kurduk makineleri ayarladık ve 10 sn poz süreli ilk denemeyi yapınca bulutun arkasında gördüğümüz o ışıltının fotoğrafa yeşil olarak yansıdığını gördük. Hmmm! Öğreniyoruz… Tarayalım bakalım gökyüzünü… Yeşilin hemen üstü biraz daha uzun bir poz süresiyle bir bakıyoruz pembe-kırmızı çıkıyor. Gözümüzün bunları seçememesi ne acı! Işıklar tepemizde dans ediyor, biz sadece fotoğraf makinasının ekranından görebiliyoruz. Demek böyle oluyormuş diyoruz. Belki de yeterince kuzeyde olmadığımız için bulunduğumuz noktadan ancak bu kadar algılanabiliyordu.

aurora 2

Bir müddet sonra, Ülker yıldız kümesinin üzerine denk gelen bir bölgede güneşten gelen bir ışık hüzmesi benzeri dikey bir ışık algıladık. Karanlık göktüzünde çıplak gözle çok rahat fark edilebiliyordu. Makinamızı o yöne çevirip çektik ve yeşil ışığı kesen pembe bir ışık olduğunu gördük. Deli gibi heyecanlandık. Gökyüzü saniyeden saniyeye değişiyordu. Nitekim o hüzme de çok uzun kalmadı. Bir iki dakika içinde yok oldu.

aurora 3

Çekmeye devam ettikçe, farklı süreler ve ayarlar denedikçe gökyüzünde farklı tonlar gördük. Bütün bunları tecrübe ederken açık kalan çenemize engel olamadık elbette. Dünya gözüyle görmeyi bu kadar çok istediğimiz bir olaya denk gelmek delicesine bir mutluluk yaratmıştı içimizde. Kabımıza sığmak ne mümkün!

aurora 4

Sonra uzun bir süre çok bir değişiklik olmadı. Saat 23.30 olmuştu. Yaklaşık 3-4 saattir oradaydık. Sabaha kadar da beklerdik ama Özgün’ün uykusuz kalmaması gerekiyordu. Gökyüzünde bir değişiklik yoktu, insanlar yavaş yavaş gidiyordu. Bir yandan gitmek istemiyoruz ama hava da buz gibi… O sırada az çeken internetle sürekli ilgili sayfaları güncelliyorduk 5 dk içinde aktivite gösteriyordu. Biraz daha bekledik ama bir değişiklik olmayınca elimizdekilere şükrederek eve doğru yola koyulduk. Yüzümü arabanın penceresine yapıştırdım öyle dönüyorum. Ya bir şey olursa? Murphy kanunları var, hayatın açıklanamayan kuralları var. Ya başımı çevirince gökyüzü bir anda dalgalanırsa, ya ışıklar arkamdan dans etmeye başlarsa, ya çıplak gözle göremediklerimiz görünür olursa, ya o beyazımsı, şeffaf tonlar yeşil, kırmızı, pembe olursa? Kafamda deli sorular… Derken bir çığlık attım. “Özgün dur, dur, dur!!! Çek kenara çek! Dur! Yap bir şey!”

Kendimi arabadan nasıl attım bilemiyorum. Ah işte ah! Dönüyormuş gibi yapacaktık ama dönmeyecektik, kandıracaktık sadece. Bak nasıl da hareketlendi işte gökyüzü. Offf! Artık o kadar karanlıkta da değildik. Kasabanın çıkışındaydık. Fakat gökyüzünde ta zenit noktasına dek dalganan beyaz ışıklar vardı. Böylesini tepede beklerken görememiştik. O âna dek ışıklar sabit bir çizgi ya da bulut gibiydi şimdi ise tepemizde hareketli dalgalar vardı. Gördüklerimizi nasıl tarif edeceğimizi hâlâ bilemiyorum. Evet bu sefer çıplak gözle bir hareketlilik görüyorduk ama videoda fark edilebilecek gibi de değildi. Hele öyle telefonla falan mümkün değil.

O gün geniş açı lensimiz yoktu maalesef. Bu sebeple gökyüzünün o güzelliğini yansıtamadık ancak işbu dalganma daha yüksek bir aktivite demek olduğundan fotoğraflar biraz daha değişiklik gösterdi.

Aurora 5 aurora 6aurora 1

Bu son ve en renkli fotoğrafta sadece kontrast ve parlaklık ayarı yaptık, renklere de bir iki milim canlılık kattık. Renk değerleriyle büyük bir oynama söz konusu değil. Kuzey ışıklarını fotoğraflama konusundaki ilk tecrübemiz olduğundan ortada pek sanatsal kareler yok elbette. Ama her türlü eksiği gediği ile şahane anlar olarak arşivimizde yerini aldılar. Yolumuz daha kuzey enlemlerine düştüğünde daha güzelleri olur umarız diyoruz.

Ancak yaşadığımız bu tecrübe sonrasında kuzey ışıkları fotoğraflarına daha farklı gözlerle bakar olduk. Şu durumda bir çoğunda yüksek miktarda renk oynaması yapıldığını söyleyebiliriz sanırım. Gözümüzün gördüğüyle, algıladığıyla fotoğraf makinasının gördüğünün aynı olmaması bir nokta, makinanın çektiği ile bilgisayarda sonradan düzenlenen fotoğraf ayrı bir nokta. Bununla ilgili olarak internette yazılara, bilgilere ulaşabilirsiniz.


Burada da konuyla ilgili bir yazı var meselâ. Hemen üstteki fotoğraf da o yazıdan.Yukarıdaki fotoğrafa dayanarak şunları söyleyebilirim. Gözümün sadece üstteki kareleri görmesi bile bence başlı başına rüya gibi bir durum. İrlanda’da yaşadığımız tecrübe ise, yani nispeten daha sönük ışıklar, daha sönük dalgalar, bulunduğumuz enlemden kaynaklanıyor diye düşünüyoruz. Daha kuzeyde olsaydık daha güçlü hareketler görebilirdik galiba. Yukarıdaki fotoğraflarda renksiz olanlar kadar bile belirgin izler yoktu. En kuvvetli hâli belki yukarıdaki ortadaki fotoğraf kadardı. Hatta tepede ışıklar dans ediyor dediğimizde bile o sırada arkamızdan geçen bir grup genç için kayda değer bir durum söz konusu değildi. O esnada bilinçli bir şekilde başınızı kaldırmazsanız belki fark edemezdiniz bile. Bu sebeple bu tecrübeyi daha kuzey enlemlerde pekiştirerek karşılaştırmak lâzım 🙂

Sıklıkla kullandığımız, takip ettiğimiz aurora forecast sitelerini de ekleyelim.

http://www.aurora-service.eu/

http://www.softservenews.com/

Fotogünlük #45 – Mantar Ailesi

Bu seferki mantar ailemiz daha kalabalık. Kendileri Slieve League civarlarından blogumuza konuk oluyorlar. İlk bakışta pek belli olmuyor ancak bir gübre topunun üzerinde hayata merhaba demişler 🙂 Şu an kim bilir ne haldedirler, onların varlığına dair tek kanıt bu olsa gerek…

İrlanda ve Çanakkale Savaşı

Posted on

*Güncelleme: Bu yazımız ve bizimle yapılan bir röportaj, Trt’de yayınlanan “Kökler ve Kanatlar – Çanakkale” adlı belgesel serisinin 15. bölümünde yayınlanmıştır. İlgili belgesel’e yazının sonunda ulaşabilirsiniz.

Ekim ayı içeriside Donegal Bölge Müzesi’ne gelen 1. Dünya Savaşı ile ilgili eserleri görmeye gittik. İyi ki gitmişiz, sandığımdan çok daha ilgimi çeken bir konuya denk geldik. Meğer 1. Dünya Savaşı’nda İrlanda’dan İngiltere komutasında Çanakkale’ye de asker gitmiş. Eserlerin, panoların büyük bir kısmı Çanakkale Savaşı ile ilgiliydi.

Atatürk'ü Çanakkale'de yaşamını yitirenler ile ilgili sözleri.

Atatürk’ün Çanakkale’de yaşamını yitirenler ile ilgili sözleri.

“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Çanakkale Savaşı, ilkokul yıllarımda Gelibolu Yarımadası’na yaptığım 2 geziden bu yana hep detaylarını merak ettiğim bir savaş olmuştur. Sonrasında izlediğim; Anzak askerlerinin savaşa katılışı ve siperdeki yaşamlarını konu alan Gallipoli adlı yabancı film, bunu takiben üniversitede bir ders içerisinde okuduğum Çanakkale Mahşeri isimli roman konuya daha da yakından bakmama yardımcı olmuştu. Donegal Bölge Müzesi’ndeki 1. Dünya Savaşı sergisinin büyük bölümünde İrlanda’dan Çanakkale’de İngiltere komutasında savaşmaya gelen Dublin Krallığı 1. Taburu (The 1st Battalions of the Royal Dublin), Munster ve Inniskilling Taburları(Fusiliers)’nda yer alan ve bir şekilde kaydı tutulmuş, savaşın başında yaralanıp İrlanda’ya geri dönmüş ve savaşta hayatını kaybetmiş kişilerin hatıralarına, özel eşyalarına yer verilmekteydi. Çanakkale Şehitliği ve Müzesi ile karşılaştırılamayacak derecede küçük olsa da ilginç bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

Müzeden ve internetteki kaynaklardan derlediğim kısa bilgilerle devam ediyorum;

15 Mart 1915’de İngiliz Donanması’nın harekâtı birçok geminin kaybıyla sonlandı, bunun yanında Türk Birlikleri’ne de saldırının gidişatı hakkında önemli bir ipucu oldu. Bu saldırının ardından 25 Nisan 1915’de yapılan 2. saldırı ise bir çıkartma idi;

– Munster ve Dublin Krallık taburları S.S. River Clyde adlı gemiden saldırıya başlayan ilk taburlardı ve gemiden ayrılmalarından kısa bir süre sonra 200 kişi kayıp verdiler. Devamındaki kayıtlara göre ilk 36 saat içerisinde kayıp sayısı 600’ü geçmişti.

SS River Clyde

SS River Clyde

– İlk çıkartmanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yeni bir saldırı planı yapılmış ve hedef olarak Suvla Koyu seçilmiş. Bu saldırıyı İrlanda’dan gelen alayın yeni bölüklerinin de içinde bulunduğu ordunun gerçekleştirmesi planlanmış ancak hem alayın karaya çıkacağı mevzileri bombalayacak olan hem de orduyu topografik anlamda bilgilendirecek olan topçu sınıfı yönetimsel bir karışıklık sonucu Gelibolu Cephesi yerine Fransa’ya gönderilmiş. Karaya sağ varan birlikler ilerleyen günlerde çok ciddi su ve mühimmat sıkıntıları çekmiş. Saldırı zamanı geldiğinde durumları öyle çaresizmiş ki düşmana(Türk askerine) taş ile saldırmak zorunda aldıkları bile olmuş. İrlanda’dan gelen bölüklerden en az 3411 kişinin hayatını kaybettiği söylenmekte.

– Dublin Taburu (Dublin Fusilier)’nun Çanakkale Savaşı’ndaki en genç kaybı 15 yaşında Gelibolu’da hayatını kaybeden Joseph Berrill adlı üyesiymiş.

– Kuzey İrlanda’da Enniskillen(eski adıyla Inniskilling) kalesine yaptığımız gezide The Inniskilling Müzesi’ne uğramış ve burada da Çanakkale Savaşı ile ilgili ilginç materyallere rastlamıştım. Oldukça militarist bir görünüme sahip bu müzedeki görevli amca ile yaptığımız sohbet hâlâ aklımda. Babası Çanakkale Savaşı’nda savaşmış ve haliyle ondan bol bol hikayeler dinlemiş, Türk olduğumuzu söyleyince sağolsun hakkımızı verdi ve çok iyi savaştığımızı söyledi. Ben de kendisine Çanakkale Savaşı’nın şiddetini havada çarpışan mermi örneğini vererek anlattım ve gencecik insanların nasıl can verdiğini az da olsa anlayabilmesi için mutlaka Türkiye’yi, Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret etmesini tavsiye ettim, Atatürk’ün Yurtta Barış Dünya’da Barış sözünü de laf arasında 2-3 defa tekrarladım 🙂

– Çanakkale savaşında yaşamını kaybeden onca yabancı askerin neden bu savaşa girdiğini hep merak etmişimdir, bu konuda yukarıda basetiğim Gallipoli filminin oldukça aydınlatıcı olduğunu söyleyebilirim. İrlanda ve Çanakkale Savaşı konusunu araştırırken de bu konuda ilginç bilgilere rastladım. Bir babanın Çanakkale Savaşı’na gidip hayatını kaybeden oğlunun ardından yazdığı aşağıda bahsedeceğim şarkı insanı derinden etkiliyor.

Şarkıda ana konu tek evlatlarını Çanakkale Savaşı’na gönderen bir ailenin pişmanlığı ve İrlanda’nın İngiltere komutasında savaşa girmesinin yanlışlığı. 1. Dünya Savaşı’nda İrlanda’nın İngiltere komutasındaki kayıplarının İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesinin başlamasında oldukça etkili olduğu söyleniyor.
Şarkıda babası oğluna diyor ki;

“Yanlış ülke için savaştın, yanlış amaç uğrunda öldün/Annen hep derdi bu asıl İrlanda’nın kaybı diye/ Onca genç adam yabancı topraklara savaşmaya gitti/Halbuki en büyük savaş evimizde, İrlanda’daydı.”

You fought for the wrong country, you died for the wrong cause,
And your ma often said it was Ireland’s great loss;
All those fine young men who marched to foreign lands to fight war,
While the greatest war of all was at home.


Şarkı sözleri için tıklayın.

Derry Gazetesi Çanakkale Savaşı ile ilgili bir haber, 1915

Derry Gazetesi’nde Çanakkale Savaşı ile ilgili bir haber, 1915

Çanakkale Savaşı ile ilgili diğer bir şarkı da Foggy Dew adlı balad. Bu şarkıda da ülkelerinin bağımsızlığı için savaşan İrlanda askerlerinin Dublin’e gururla mücadele bayrağını dikmelerinden, Suvla Körfezi’nde ya da Seddülbahir’de ölmektense İrlanda gökyüzü altında ölmenin daha iyi olduğundan bahsediliyor.

Right proudly high over Dublin Town they hung out the flag of war
Twas better to die ‘neath an Irish sky than at Suvla or Sud-El-Bar

War. War never changes.

Kökler ve Kanatlar – Çanakkale – Bölüm 15 (İrlanda)