Category Archives: Dil

İrlanda’da Hangi Dil Konuşuluyor?

Arkadaşlarımızın, blog okuyucularımızın, zaman zaman ailemizin, akrabalarımızın sık sık sorup kafa karışıklığı yaşadıkları bir durum var. İrlanda’da hangi dil konuşuluyor? Gaelik, Gaelce her yerde konuşuluyor mu? İskoçlar da aynı dili konuşmuyor mu? Siz gidince İrlandaca mı öğrendiniz? diye gidiyor sorular..

İrlanda Cumhuriyeti’nin iki tane resmî dili var. Biri İngilizce biri de İrlanda dili. Türkçede İrlandalıların konuştuğu dil için İrlandaca, Gaelik, Gaelce vb. ifadeler kullanılıyor.

İrlanda diline, İrlandalılar İngilizce’de Irish diyorlar, Irish konuşuyoruz diyorlar. English gibi. (“Do you speak Gaelic?” sorusuna “No, I speak Irish” cevabını alırsınız.)

İrlanda diline, İrlandalılar İrlanda dilinde ise Gaeilge diyorlar. Bu dilin de birçok farklı aksanı mevcut.

Peki İskoçya’da da aynı dil konuşulmuyor mu?

İskoçların konuştuğu kelt dili de yine İrlanda dilinden gelişen bir dil. Aynı dil ailesi içindeki akraba diller.
Onların konuştuğu dile İngilizce’de Scottish Gaelic ya da sadece Gaelic, Scottish Gaelic’te ise Gàidhlig deniyor. Telâffuzlarını internetten bulabilirsiniz.

Küçük bir paragrafla dil aileleri açısından bakacak olursak, bu iki dil de Hint-Avrupa dil ailesinin altındaki Kelt dilleri içinde yer alıyor. Bu Kelt dilleri de kendi içinde ayrılıyor elbette. İrlanda ve İskoç dilleri (ayrıca Manx dili) Kelt dilleri altında, Ada/adasal Kelt dilleri içindeki Gaelik (Goidelic/Gaelic) dillerine bağlı diller.
Örneğin Kuzeybatı Fransa’daki Bretagne bölgesinde konuşulan Bretonca ya da Welsh dili de Ada Kelt dilleri içindeki Britonik dillerden.

Dönelim günümüze ve İrlanda’ya… Çocuklar liseye kadar Irish öğreniyorlar ama daha sonrasında bu eğitim zorunlu olmaktan çıkıyor. Bu süreç içinde İngilizce ya da İrlandaca ağırlıklı okullar tercih edilebiliyor.
Sonrasında dil eğitimine devam etmeyen kişiler de bu dili doğal olarak unutuyorlar. Nitekim halk içinde, günlük yaşamda İrlandaca pek kullanılmıyor, konuşulmuyor.   (İrlanda’ya gelmek istiyoruz İrlandaca bilmemiz şart mı diyenler için bir cevap olmuştur umarım. ) Bununla birlikte, resmî kurumlarda işe girmek isteyenler İrlandaca sınavını geçmek durumundalar. Bunun dışında genel olarak ve gelenek olarak herkes çok büyük çoğunluğu İrlandaca ya da İrlandaca kökenli olan yer ve kişi isimlerine vâkıf durumda.
Dil, etkin biçimde konuşulmasa da tabelalar, resmî yazılar, uyarılar vs. iki dilde yazılıyor. İrlanda dilinde yayın yapan radyo ve televizyonlar var, bu dili canlı tutmaya çalışan dernek ve kurumlar var. Halk içinde bütün bu sistemi savunanı da gördük, gereksiz bulanı da… En basit şekliyle söyleyecek olursak, savunanı dilini ve kültürünü canlı tutmak istediklerini, bundan mantıklı bir şey olamayacağı, gereksiz bulanı ise can çekişen ve bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olamayacak bu dil ve kültür için gereksiz harcama yapmak savlarını ortaya koyuyor.

İrlanda’da İrlanda dilinin konuşulduğu, yaşadığı bölgelere Gaeltacht adı veriliyor. Aşağıda Gaeltacht haritasının bugünkü hâlini görebilirsiniz. Yeşil alanlar günden güne küçülüyor. Biz bu dilin hâlâ aktif konuşulduğu bölgelerden birinde yaşıyoruz. Donegal, İrlandaca konuşulan en büyük bölge. Kuzeybatı tarafları ve adalarında bu dili konuşmayı sürdüren insanlar, topluluklar var.
Gaeltacht bölgelerine girdiğinizi yol üzerindeki tabelalardan anlayabiliyorsunuz ve bu noktadan itibaren artık yol levhaları, dükkân ve resmi yerlerin tabelaları İngilizce olmuyor. Her yerde İrlandaca. Ama dükkâna, markete girince yine herkes İngilizce konuşuyor, konuşabiliyor elbette. Sadece, İrlandaca konuştuğunuzda cevap alma olasılığı burada daha fazla.
Örneğin yaz okulu gibi bir sistem mevcut: Çocuklarına bu dili öğretmek isteyen aileler onları Gaeltacht’ta yaşayan ailelerin yanına gönderiyorlar yazları.

 

   

İrlanda dili, kültürü, Gaeltacht bölgeleri turizmine dayalı etkinlikler, çalışmalar için çeşitli teşvikler verilebiliyor. Bu şekilde bir seyahat/turizm firması kuran bir arkadaşımızın düzenlediği etkinliklere katılıp bol bol İrlandaca konuşan insanların arasında bulunduk. İrlanda içinde Gaeltacht bölgesine/bölgelerine yakın olmaktan, bu kültürü yakından görmekten son derece mutluyuz. Büyük şehirlerin birinde olsaydık bu kadar içinde olma, deneyimleme şansımız olmayacaktı. Geriye kalan küçük, gerçek İrlanda’yı görmek, yaşamak çok güzel, mümkün olduğunca da içinde olmaya çalışıyoruz.

Kuzey İrlanda’daki dil ve eğitim durumuna o kadar hâkim olmadığım için o kısmı yazamıyorum. O tarafta işler biraz daha farklı ve bu konular biraz daha hassas durumda. İrlandaca, orada birinci ya da ikinci dil resmiyeti yerine azınlık dili statüsünde.

http://www.gaeilge.ie/
http://www.udaras.ie/en/an-ghaeilge-an-ghaeltacht/an-ghaeltacht/
https://en.wikipedia.org/wiki/Gaeltacht

Köken Bilir Misiniz? #14 [Ada]

Aylar yıllar oldu bu başlık altına yazmayalı. Bugün buradaki bir sahafta, rafların en dibine konmuş sözlükleri, sekiz olmuş şekilde inceliyordum. Ne demişler sözlük rafların en altına sıkışmış bile olsa çıkarın ve okuyun. Neyse, dükkân sahibi bu kitap aşkımı ödüllendirmek için -belki de hâlime acıdı, bilemiyorum- bir fincan çay ikram etti ve muhabbet açıldı. Sözlükler, sözlükçülük, neden, nasıl derken konu İrlanda ve island kelimelerinin kökenine geldi. Bu kelimelerin anlamı ne? Aralarında bağ var mı yok mu? Her fincan çayın, kahvenin ucunda böyle keyifli sohbetler olsa…

Hem mevcut sözcük bilgimden, hem de hâli hazırda elimde tuttuğum etimoloji sözlüğünden faydalanarak konuyu masaya yatırdık. Buraya da aşırı ayrıntıya girmeden aktarmaya çalışacağım.

İrlanda’nın kökenine sonra değiniriz, nitekim pek bir bağları yok. Ada anlamına gelen İngilizce island kelimesinden yola çıkalım.

Öncelikle island kelimesi içideki s harfinden ötürü Fransızcada da kullanılan île, isle kelimesiyle karıştırılıyor ancak köken olarak bağları yok. Yazının sonuna doğru açıklaması mevcut.

island, Orta İngilizcede, Anglo-Sakson dilinde iland, igland, ealand olarak kullanılmış.

ig (ada)+ land (kara, toprak)   Yani tüm gezegende bolca bulunan ada için su ve kara kelimelerinden bir kelime yapmak çok şaşırtıcı ve uzak değil.

ig‘in içine giriyoruz:
Anglo-Sakson dilinde ieg, ég şeklinde yazılıyor ve
İzlanda dilinde ey,
Germen dilinde aue ( su kenarındaki çayırlık alan),
Danimarka ve İsveç dillerinde ö (ada) şeklinde yazılan kelimelerle aynı kökeni paylaşıyor.

Bu kelimeler de Ön Hint Avrupa dilinde su anlamına gelen ahwia, ahwa kelimesinden geliyor.
Anglo-Saksonlar demiş, Gotlar ahwa olarak kullanmış, eski Germen dilinde aha denmiş, Latincede ise daha aşina olduğumuz aqua kelimesi kullanılmış.

Özet olarak i-land, igland, ealand [su+toprak,kara] şeklinde bir araya gelerek ada anlamına gelen kelimeyi oluşturuyor.
Türkçedeki ada kelimesinin kökenine bunlara ulaştığım kadar çabuk ulaşamadım, ulaşamıyorum, elimin altına onlarca kaynak serilmiyor. Çok üzücü! Ancak Ön Hint Avrupa kökenli ahwa, ahwia kelimeleri ada kelimesine de köken olmuş olabilir. En azından ses olarak çok uzak gelmiyor kulağ(ım)a. İşin uzmanına sormak gerek.

etimolojiturkce.com, ada kelimesi için Ana Türkçe bir sözcükten evrilmiştir demiş.
adag “aynı anlamda” [ İbni Mühenna, Lugat (1300 yılından önce) ]
atov [ Codex Cumanicus (1300) ]

örneklerini vermiş. Kaynak olarak da “Site içeriği Etymonline, NişayanSözlük ve Wikinationary içeriğine ve çevirilerine dayanmaktadır.” demiş (Cümle olduğu gibi kopyalanmıştır). Ancak tatmin edici ya da açıklayıcı bilgiler vermiyor.

Bilenler ayrıntılı şekilde bilgilendirirse bu konuyu da aydınlatıp yazarız buraya.

Diğer taraftan yine İngilizcede (isle), Fransızcada (isle, île -i harfi üzerindeki şapka, vakti zamanında bu harften sonra s harfi olduğunu gösteriyor-), İtalyancada (isola) kullanılan Latince kökenli kelimeye gittiğimizde başka bir dünyaya giriyoruz.
Kökende yine ada, adayla ilgili, adaya ait anlamında kullanılan Latince insula, insularis kelimesi var. O da kuvvetle muhtemel açık denizde, denizde olan, açık denizdeki anlamlarına gelen in salo yatıyor. Salo, açık deniz, büyük deniz anlamındaki Latince salum‘dan geliyor.
Eski Fransızcada île şeklinde kullanılıyor. Sonra s sesi yeniden geliyor. Günümüzde Fransızcasında yeniden kayboluyor.
Bu kelimeyi yarımada anlamındaki peninsula’da görüyoruz meselâ. İnsülin kelimesinde görüyoruz. Pankreastaki Langerhans adacıklarından salgılandığı için bu adı almış.
İtalyancada isola şeklinde kullanılan kelimeden, mimarlık terminolojisinde ayrılmış, bağımsız anlamlarına gelen isolato kelimesi türüyor. Bu, ayrı tutmak, izole etmek, tecrit etmek, yalnız bırakmak, ayırmak, yalıtmak vb. anlamlara gelen insulate, isolate olarak İngilizcede kullanılıyor. Elbette bu sözcükler Fransızcada, İspanyolcada, birçok dilde ve hatta Türkçede de kullanılıyor ancak hem beni bu noktaya getiren sohbet İngilizce gerçekleştiğinden, İngilizce island kelimesinden yola çıkıp ona ulaşmaya çalıştığımızdan ve kaynak sözlüğümüz İngilizce etimoloji sözlüğü olduğundan İngilizcedeki kullanımına göre şekillenmiş bir yazı oldu.

Çok şaşırtıcı, maceralı bir kelime sayılmasa da bugünkü sohbetin ve üzerinde yaşadığımız adanın hatırına uzun süredir yazmadığım bu başlığa iki satır yazmak istedim.

Kaynaklar:

The Concise Dictionary of English Etymology (Wordsworth Reference)  Walter W. Skeat

http://dictionary.reference.com/browse/island

http://www.etymonline.com/index.php?term=island&allowed_in_frame=0

http://www.cnrtl.fr/definition/%C3%AEle

http://www.etimolojiturkce.com/kelime/ada

Uilleann Pipes – Píb Uilleann

Uilleann Pipes

Uilleann Pipes’ın sesini duyduğumda 8-9 yaşlarındaydım, TRT’de verilen bir gösteride duymuştum. Sırtımdan ağrı bir ürperti hissettiğimi hatırlarım. O zaman adının bu olduğunu bilmiyordum ama çok etkilendiğim kesindi. 1994 yılında Riverdance, Eurovision yarışması esnasında gösterisini sunmuş ve dünya çapında patlamasını gerçekleştirmişti. Bu gösterilerle İrlanda müziğini, çalgılarını ve danslarını çok daha fazla sevmeye başladım. Ama o zamanlarda internet ve bilgisayar yoktu tabii. Televizyonda görüp duymadıkça, dinlemedikçe bu sesin, müziğin, dansın peşinden nasıl gidilecekti?

Zaman geçtikçe bilginin izinin daha rahat sürmeye başlamıştım. O sıralar Braveheart da gösterime girmişti. Hepimiz özgür İskoçya için mücadele etmiştik filmi seyrederken. Arkada da gayda çalıyordu. Ne kadar da büyüleyiciydi… Bu coğrafyada beni çeken bir şeyler vardı…

Bazen batının gözünden nasıl  ki her çekik gözlü Asyalı ha Çinli ha Japon sayılıyordu, İrlanda ya da İskoçya bizim baktığımız noktadan çok farklı görülmüyordu. Birileriyle sohbet edince İrlanda, İskoçya fark etmeden akla ilk gelen enstrüman gayda, kıyafet ise kilt oluyordu. Etek giyen kuzeyliler..

Hayır Uilleann Pipes, İskoç gaydası gibi değildi. Ayakta çalınmıyordu, şekli aynı değildi, sesi aynı değildi. İrlandalılar etek giymiyordu. En azından temel olarak gördüklerim, bildiklerim bunlardı. Fakat bu bilgiler o sesleri yanı başıma ulaştırmıyordu. O zamanlar, günün birinde Uilleann Pipes’ın memleketine gelebileceğimi ve orada yaşayabileceğimi nasıl bilebilirdim?

Kaynak: itma.ie – Turlogh McSweeney – The Donegal Piper

Daha geçenlerde tiyatronun önünde buranın yerel gençlik gruplarından birinde bu enstrümanı çalan bir çocuğu dinledik. Daha önce de birkaç etkinlikte dinleme fırsatımız olmuştu. Sonra Donegal bölgesinde yaz mevsiminde yapılan Earagail Art Festival kapsamında geleneksel İrlanda müziği konserleri vardı. Burada bulunan bir müzik okulunun öğretmenleri çaldı biz dinledik.

İlk kez bu konserde bu alete bu kadar yaklaştım ve yakından inceleme fırsatı buldum. Letterkenny, çok büyük bir konser salonuna sahip değil. Ufak konser salonunda en öne geçip oturduk. Videolardan, konserlerden vs. seyrederken çalmaya hazırlık aşamasına pek denk gelmiyor insan. Hani orkestra çalmaya hazırlanır, keman ses verir, herkes akordunu yapar ya, işte bu tulumun akort aşaması epey meşakatliymiş. Öncelikle bu aleti giyip kuşanıyorsun. Dizliği yerleştirmek, dirsek/körük kısmını (bellows) koluna geçirmek, tulumu (bag) şişirmek, boru kısımlarının (drones) kontrolü, üzerindeki diğer tuş takımının (regulators) ayarı, flüt (chanter) kısmının ayarı derken epey işle uğraşılıyor. Her yerinden ayrı bir ses çıkıyor aletin. Ne kadar da ayrıntılı bir çalgıymış meğer. Flüt kısmından melodi elde edilirken flütün ucunu dizdeki deri kumaşa değdirerek kapatıp açmak suretiyle farklı bir ses aralığı sağlanıyor, parmaklar flütte, dirseğin biri tuluma hava veriyor, diğer dirsek tulum kısmını tutuyor, hava üfleyen kolun bilek kısmı aletin üzerindeki tuşlarla ayrı bir ses çıkarıyor, bazen elin biri serbest kalıp oraya destek veriyor. Hayranlığım katlandı.

(Bu arada terminolojime kulak asıp güvenmeyin, müzikle ya da enstrümanlarla herhangi bir şekilde profesyonel bir bağım yok. Kendimce yazıyorum kelimeleri. Bahsettiğim işlemlere, enstrüman parçalarına Türkçede verilen terimler varsa öğrendiğimde düzeltirim.)

Bu arada o kadar dirsek dirsek dedik; Uilleann, İrlanda dilinde dirsek demek. Enstrüman, adını çalınış şeklinden almış. Yukarıda anlattığım gibi hava, dirsekteki pompa görevi gören kısımla kontrol ediliyor. Türünün en gelişmiş ve teknolojik olanı bu tulummuş. Oturarak çalınıyor, bu sebeple de genel olarak kapalı alan çalgısı olarak kabul ediliyor. İrlanda savaş tulumları bu yönüyle Uilleann Pipes’dan ayrılıyor. Amacım bu tulumlar, gaydalar arasındaki farkları, benzerlikleri ayrıntılı ve ansiklopedik bir şekilde yazmak olmadığından işin bu kısmına girmiyorum. Yetmiş kadar türü varmış bu tulumgillerin.
60’larda 70’lerde Uilleann Pipes artık çalınmaya çalınmaya yok olma, unutulma noktasına gelmiş. Daha sonra birkaç müzisyen bu kültürü yeniden canlandırmışlar, sonra da hızlı bir şekilde tırmanışa geçmiş. Ne iyi etmişler… Üzerinde ustalaşması en zor çalgılardan biri olarak kabul ediliyor. İrlandalı müzisyen Seamus Ennis bu alette ustalaşana kadar en az yirmi yıllık bir hazırlık dönemi olduğunu söylemiş meselâ. Görünce hak vermedik değil hani.

Bu çalgının özellikleri hakkında aşağıdaki bağlantıdan bilgi edinebilirsiniz:

http://pipers.ie/resources/instrument/

http://www.irelandseye.com/aarticles/culture/music/traditional/ulil.shtm

Bu hikâyede duyup da peşinden gittiğim tek enstrüman uilleann pipes değildi, yanında bir de bodhrán vardı. O da başka bir yazıya artık.

***

Aşağıdaki linklerden bazı Uilleann Pipes örnekleri dinleyebilirsiniz.

Doinna by John McSherry

Caoineadh Cu Chulainn – Davy Spilanne (Riverdance) –

John McSherry ve Francis McIduff

Bu video da gittiğimiz konserden:

Videonun başında akort sürecini de görebilirsiniz biraz. Ceol Na Coille – Earagail Art Festival

Köken Bilir Misiniz? #13 [Kaldırım]

Geçen gün kaldırımda yürümeye çalışıyorduk. Şu kaldırımın ortasına park eden arabalar, tekerlekli sandalyeler, bebek arabaları vb. için yapılan eğimli yere dikilen direk ve ağaçlardan söz ettik doğal olarak. Nitekim doğru düzgün ilerleyemiyorduk kaldırımda. ‘Kaldırın böyle kaldırımları’ diye dalga geçerken kaldırımın ne demek olduğu geldi aklıma. Kaldırmakla ilgisi yoktu, Yunancada ‘iyi yol, güzel yol’ demekti esasen kaldırım. Ne kadar da ironik!

Kali (iyi, güzel) + dromos (yol)[καλλιδρόμος]  şeklinde formülleştirebiliriz.

‘Kali’yi güzel yazı anlamındaki kaligrafi kelimesinden,

‘Dromos’un yol anlamını da ‘at yolu’ diyebileceğimiz hipodrom kelimesinden aklımıza getirebiliriz. (Dromos, Fransızca’da ‘drome’ olarak kullanılıyor)

‘Kalidromos’ da hem manevi olarak iyi yol, güzel yol demek olurken, maddi olarak da pürüzsüz, düzgün, iyi döşenmiş yol anlamlarını barındırıyor bünyesinde.

Kim, ne zaman, neye dayanarak bu kelimeyi TDK’nın “Sokaklarda, caddelerde yayaların yürümesi için yapılmış yüksekçe yer” şeklinde tanımladığı anlamda kullanmaya başlamış bilemiyorum. TDK bize bilgi vermiyor ne yazık ki…

Ancak bizim güzel kaldırımlarımızı nasıl da güzel ifade ediyor öyle değil mi kalidromos? Bu noktada kaldırım mühendisi iyi bir anlama sahip oluyor aslında 🙂 Manevi içeriğiyle yaşam koçuna dek uzar gider hatta olay ehehe..

Özetle kaldırım diye basıyoruz ama yürüdüğümüz yol, iyi yol değil azizim!

*http://www.nisanyansozluk.com/?k=kald%C4%B1r%C4%B1m

**http://dictionary.reference.com/browse/dromos

Ödlek Zaman!

Dilimiz söz konusu olduğunda geçmişe doğru kocamaaaan adımlarla sıçramak, Kaşgarlı’ya, Hunlara, Göktürklere, Uygurlara ulaşmak istiyorum. Onların kelimelerini, cümlelerini bilmek, ne düşünüyorlarmış öğrenmek istiyorum. Onlar olmadan bugünü boş hissediyorum çünkü. Konuşacak bir şeyim, tutunacak bir kökenim kalmıyor. Düşünemez, konuşamaz, algılayamaz, yazamaz oluyoruz. Olmuyor muyuz?

Meselâ bugün Özcan Yüksek‘in Twitter’da yazdıklarını okuyunca iki söz etmek istedim. Kendisi yıllardır ilgiyle takip ettiğim bir insandır.

Zaman kavramından bahsediyordu. Çok hoşuma gitti. Uzunca güzel şeyler yazmış ve arada Eski Türklerin zaman algısı ile kullandıkları sözcüklere değinmiş. Kaşgarlı Mahmud’un şu dizesini yazmış:

“Tün-kün keçe, alkınur ödlek bile ay.”
diyor ki, gece gündüz geçerek, ay ile zaman tükenir. Ödlek, zaman demek Eski Türkçede. Bugün öğle/öğlen kelimesi şekline büründüğü düşünülüyor. Bunun yanı sıra korkak olarak da bir anlam kaymasına uğramış malumunuz.

 

Şimdi mesele şu ki bizim bu sözcüklerle, anlamlarla, o kültürle bağımız kesilivermiş. Bu durum da, bizim ciddi biçimde, konuştuğumuz kelimeler ve dil üzerine düşünmemizi engelliyor. Öğlen kelimesi üzerine hayal kuramıyoruz, düşüncelerimizi geçmişe doğrultarak çıkarımlarda bulunamıyoruz. Yok çünkü. Elde veri yok, bilgi yok. Algı oluşmuyor, kafa boş. Her şey uzak, bilinmeyen ya da az bilinen, sır.. [Ya hatta öğlen ne ki desek Dil Kurumumuz bizi aydınlat(a)mıyor, Google pek cevap veremiyor. Acı değil mi?!] Özcan Yüksek de öyle belirtmiş zaten “Yazık ki, Şaman Türklerin zaman algısı üzerine nerdeyse 0 bilgi var. Bu bizim felsefe yapmamızı engelliyor.”

Belki de o dillere, kültüre hâkim olabilseydik bugün öğlen, zaman, ödlek, korkak arasında anlamlı bir bağ kurabilir, çok daha derin düşünebilirdik. (Bu kelimeler arasında söz konusu bağ var ya da yok sorun o değil yalnız, dikkat çekelim) Yani elimize beyin fırtınası yapacak malzeme kalmamış. Resmen bilgisiziz. Yüzdüğümüz sular dizimize gelmez.

Batı dillerinde yazabildiğim kadar kendi dilimde kelimelerin geçmişini yazabilmek isterdim. Bugün Türkçe öğretirken yaşadığım dilbigisi sorunlarını yaşamak ve yine bugün artık doğru düzgün Türkçe yazıp okumayan, düşünemeyen acayip insanları, nesilleri görmek istemezdim. Öyle ki artık ben bile yazarken şüphe ediyorum kendimden. Ne söylerken nasıl yazıyorum diyorum. Neyse, sapmayayım, ne anlatmak istediğim az çok belirgin sanırım. Yoksa bu konu uzar gider, diabolo atını alır Orta Asya bozkırlarına doğru dere tepe düz, altı ay bir güz gider.

Sağlıcakla kalınız..